top of page

4 SOSYAL BAĞLANTI VE SOSYAL TEHDİT BEYİNDE NASIL İŞLENİR?

9 Ağu
9 dakikada okunur

Amygdala, Anterior Insula, ACC, mPFC, Hippocampus, Striatum ve Sosyal Reddedilmenin Nörobiyolojisi

Terk şemasının nörobiyolojik boyutunu anlamak için önce önemli bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekir:

Beyinde “terk edilme merkezi” yoktur.

Bir kişinin terk edilme ihtimalini algılaması, reddedilmesi, önemli bir ilişkinin kaybını hatırlaması veya karşısındaki kişinin erişilebilirliğini değerlendirmesi tek bir bölgenin işi değildir.

Bu deneyimler;

sosyal değerlendirme, tehdit algısı, dikkat, bedensel durumun temsil edilmesi, hafıza, ödül, motivasyon, mentalizasyon ve duygu düzenleme

ile ilişkili geniş beyin ağlarının birlikte çalışmasını gerektirir.

Yetişkin bağlanması üzerine nörogörüntüleme literatürü de attachment süreçlerini tek bir anatomik yapı üzerinden açıklamak yerine; amygdala, hippocampus ve striatum gibi subkortikal bölgeler ile insula ve cingulate cortex gibi kortikal limbik bölgeleri, ardından medial prefrontal cortex ve sosyal biliş ağlarını birlikte ele alan dağıtık bir sistem önermektedir.

Dolayısıyla terk şemasının nörobiyolojisini incelerken sorumuz:

“Terk şeması beynin neresindedir?”

olmamalıdır.

Daha doğru soru şudur:

“Bağlantının kaybedilme ihtimali algılandığında hangi nörobiyolojik sistemler sosyal bilginin önemini değerlendiriyor, bedensel ve duygusal yanıtı organize ediyor ve kişinin ne yapacağına katkıda bulunuyor?”

SOSYAL BAĞLANTI BEYİN İÇİN SIRADAN BİR UYARAN DEĞİLDİR

İnsan beyni sosyal bilgiyi yalnızca başka bir görsel veya işitsel uyaran gibi işlemez.

Bir yüz ifadesi;

bir bakış,

birinin ses tonu,

kişinin bize doğru yaklaşması,

uzaklaşması,

bizi kabul etmesi,

dışlaması

veya bize cevap vermemesi

yüksek davranışsal önem taşıyabilir.

2023 yılında 614 sosyal ve sosyal olmayan affective neuroimaging karşılaştırmasını birleştiren geniş bir meta-analiz, sosyal ve sosyal olmayan duygusal uyaranların amygdala, hypothalamus, anterior cingulate cortex ve insula gibi visceromotor/affective sistemlerde önemli ölçüde örtüştüğünü; ancak sosyal içerikli işlemlemenin medial prefrontal ve posterior cingulate bölgelerde ek aktivasyonlarla karakterize olabildiğini gösterdi. Bu bölgeler sosyal tahmin ve mentalizasyon süreçleriyle ilişkilendirilmektedir.

Bu sonuç önceki makaledeki predictive-processing perspektifiyle uyumludur.

Sosyal durumda beyin yalnızca:

“Ne oldu?”

sorusunu işlemez.

Aynı zamanda:

“Bu insan ne düşünüyor?”

“Bunun benim için anlamı ne?”

“Birazdan ne yapacak?”

“Bu ilişkinin durumu değişiyor mu?”

gibi çıkarımlarda bulunur.

Terk şemasının yüksek olduğu bir organizmada bu sosyal tahmin süreçleri, bağlantının devamlılığı açısından özel önem kazanabilir.

AMYGDALA: “KORKU MERKEZİ” DEĞİL, ÖNEM VE TEHDİT DEĞERLENDİRMESİNİN BİR PARÇASI

Amygdala popüler nörobiyoloji dilinde çoğu zaman doğrudan:

“beynin korku merkezi”

olarak tanımlanır.

Bu ifade fazla basittir.

Amygdala korkuyla ilişkili işleme önemli katkıda bulunur; ancak yalnızca korkuyu kodlamaz.

Duygusal olarak önemli, belirsiz veya davranışsal olarak anlamlı uyaranların değerlendirilmesinde rol alan geniş bir sistemin parçasıdır.

Sosyal bağlamda:

yüz ifadeleri,

tehdit işaretleri,

duygusal yüzler,

kişilerarası güvenilirlikle ilişkili bilgiler

amygdala işlevini etkileyebilir.

Bağlanma literatüründe de bireysel attachment özelliklerinin amygdala yanıtlarıyla ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar vardır.

Örneğin attachment-security priming kullanan bir fMRI çalışmasında, güvenli bağlanma temsillerinin deneysel olarak aktive edilmesi sosyal ve dilsel tehdit uyaranlarına verilen amygdala yanıtını azaltmıştır. Aynı çalışmada attachment anxiety ve avoidance düzeyleri tehdit yüzlerine verilen amygdala aktivasyonuyla ilişkili bulunmuştur.

Bu tür sonuçlar önemli olmakla birlikte yanlış yorumlanmamalıdır.

Bunlar:

“Terk korkusunun nedeni amygdaladır.”

anlamına gelmez.

Daha doğru yorum:

Bağlanma güvenliğinin ve güvensizliğinin, sosyal tehdit bilgisinin değerlendirilmesinde rol oynayan neural sistemlerin reaktivitesini modüle edebileceğine dair kanıt vardır.

Terk şemasında da bu nedenle amygdala'yı tek başına değil, daha geniş bir salience–threat–regulation network içinde düşünmek gerekir.

ANTERIOR INSULA: “BU BENİM İÇİN ÖNEMLİ”

Terk şemasının somatik boyutunu anlamada anterior insula özellikle önemlidir.

Insula genel olarak bedensel iç durumların temsil edilmesi, salience detection, affective processing ve çok sayıda homeostatik/interoseptif süreçle ilişkilidir.

Anterior insula özellikle:

“Bu uyaran benim için önemli.”

sinyalinin oluşturulmasına katkıda bulunan salience network'ün temel düğümlerinden biridir.

Anterior cingulate cortex ile birlikte sosyal ve fiziksel açıdan önemli uyaranların tespit edilmesine katkıda bulunur. Güncel salience-network literatürü anterior insula ve ACC'yi hem fiziksel ağrı hem de sosyoemosyonel acı ve sosyal reddedilme gibi durumlarda devreye giren temel ağ bileşenleri arasında değerlendirmektedir.

Terk şeması açısından bunun anlamı oldukça büyüktür.

Bir partnerin mesaj vermemesi tek başına yalnızca:

“telefon sessiz.”

bilgisi değildir.

Eğer bu olay bağlantının güvenliğiyle ilişkili algılanıyorsa sistem onu yüksek salience ile kodlayabilir.

Dolayısıyla kişi yalnızca olayı düşünmez.

Olay:

bedensel olarak önemli hale gelir.

Bu noktada:

göğüste aktivasyon,

karında değişiklik,

boğaz duyumu,

kalp atışının fark edilmesi,

nefesin değişmesi

gibi interoseptif deneyimler devreye girebilir.

Bu duyumların ayrıntılarını bir sonraki makalede interosepsiyon üzerinden inceleyeceğiz.

Ancak burada temel prensip şudur:

Sosyal bilgi, bedensel önem taşıyan bilgiye dönüşebilir.

ANTERIOR CINGULATE CORTEX: TEK BİR “SOSYAL AĞRI BÖLGESİ” DEĞİLDİR

Sosyal reddedilme araştırmalarında en fazla tartışılan yapılardan biri anterior cingulate cortex, özellikle de dorsal anterior cingulate cortex'tir.

Erken sosyal nörobilim çalışmaları, dışlanma ve fiziksel ağrının dACC ve anterior insula gibi bazı bölgelerde ortak aktivasyon gösterebildiğini ortaya koydu.

Buradan popüler kültüre çok güçlü bir ifade yayıldı:

“Beyin sosyal reddedilmeyi fiziksel ağrı gibi yaşar.”

Bu ifade tamamen temelsiz değildir.

Ama fazla güçlüdür.

Fiziksel ağrı ile sosyal acı arasında özellikle ağrının affective/salience boyutlarında bazı ortak bölgelerin bulunduğuna dair kanıt vardır. dACC ve anterior insula bu tartışmada sıkça ortaya çıkar.

Fakat “aynı bölgeler aktive oldu” demek:

aynı neural temsil kullanılıyor

anlamına gelmez.

Aynı beyin bölgesinin farklı görevlerde farklı neuronal population'ları ve farklı connectivity pattern'lerini kullanması mümkündür.

Daha önemlisi, sosyal dışlanma meta-analizlerinin sonuçları dACC'nin rolü konusunda tamamen tutarlı değildir.

“SOSYAL AĞRI = FİZİKSEL AĞRI” İDDİASININ SINIRI

Bu konuda akademik titizlik özellikle önemlidir.

2014'te yapılan 46 çalışmalık bir meta-analiz, sosyal acı sırasında hem dorsal hem ventral ACC bölümlerinin aktivasyon gösterebildiğini raporlamıştı.

Ancak daha sonraki geniş analizler tabloyu karmaşıklaştırdı.

2017'de sosyal dışlanmayla ilgili 40 çalışmayı değerlendiren bir meta-analiz, güvenilir aktivasyonun özellikle perigenual/subgenual ACC, ventromedial PFC, medial OFC ve bazı başka cortical bölgelerde yoğunlaştığını; dACC için önceki beklentiler kadar güçlü bir yakınsama bulunmadığını gösterdi.

2021'de 53 Cyberball çalışmasını ve toplam 1.817 katılımcıyı kapsayan daha geniş bir meta-analiz ise sosyal dışlanmada ventral ACC, posterior cingulate, frontal bölgeler, posterior insula ve occipital bölgelerde güvenilir activation bulurken dACC için güvenilir meta-analitik aktivasyon göstermedi. Çalışmaların yüzde 15'inden azı dACC içinde peak activation raporlamıştı.

Bu nedenle güncel akademik açıdan:

“Reddedildiğimizde beynin fiziksel ağrı merkezi aktive olur.”

demek doğru değildir.

Daha iyi ifade:

Sosyal reddedilme ve fiziksel ağrı bazı salience ve affective-processing sistemlerini paylaşabilir; ancak iki deneyimin neural temsilleri ne tamamen aynıdır ne de sosyal reddedilmenin tek bir ‘pain center’ tarafından işlendiği söylenebilir.

Bu ayrım terk şeması üzerine kurulacak akademik bir model için önemlidir.

SOSYAL ACININ YENİDEN YAŞANABİLİRLİĞİ

Sosyal acı ile fiziksel ağrı arasındaki ilginç farklılıklardan biri, geçmiş sosyal acının zihinsel olarak yeniden canlandırılabilmesidir.

Kişi yıllar önce yaşadığı bir ayrılığı hatırlayıp tekrar yoğun üzüntü hissedebilir.

Fiziksel ağrının geçmişte nasıl olduğunu hatırlayabiliriz; fakat aynı sensory pain experience'ı zihinsel olarak aynı kolaylıkla yeniden üretmek genellikle daha zordur.

Bir fMRI çalışmasında geçmiş sosyal acının yeniden yaşanması, fiziksel acının yeniden hatırlanmasına kıyasla daha yüksek subjektif re-experienced pain ile ilişkili bulunmuş ve dACC ile anterior insula gibi affective pain bölgelerinde daha yüksek aktivasyon göstermiştir. Sosyal acının yeniden yaşanmasında dorsomedial prefrontal cortex gibi mental-state processing ile ilişkili bölgeler de daha fazla devreye girmiştir.

Terk şeması açısından bu oldukça önemlidir.

Çünkü şema yalnızca mevcut ayrılık sırasında aktive olmayabilir.

Bir:

hatıra,

imge,

mesaj,

rüya,

benzer yüz ifadesi

veya

ilişkisel çağrışım

dahi geçmiş sosyal acıyla ilişkili ağları yeniden devreye sokabilir.

Bu yüzden terapide kişi objektif olarak yalnız olmadığında bile bedensel aktivasyon yaşayabilir.

mPFC: SOSYAL DURUMUN ANLAMINI KURMAK

Medial prefrontal cortex sosyal biliş çalışmalarında sıkça karşımıza çıkar.

Tek bir işlevi yoktur.

Ancak:

başkalarının zihinsel durumları hakkında çıkarım,

self-referential processing,

sosyal değerlendirme,

emotion regulation,

social prediction

gibi süreçlerde çeşitli mPFC alt bölgeleri rol oynar.

Yetişkin attachment nörobiyolojisi üzerine yapılan derlemeler de mPFC'yi superior temporal sulcus ve temporoparietal junction gibi bölgelerle birlikte daha karmaşık sosyal temsil ve emotion-regulation süreçlerine katkıda bulunan cortical network'ün parçası olarak ele almaktadır.

Bu terk şeması açısından şu nedenle önemlidir:

Bir sosyal olay yalnızca algılanmaz.

Yorumlanır.

Partner yüzünü çevirdi.

Ama neden?

Sıkıldı mı?

Kızgın mı?

Yorgun mu?

Başka bir şeyi mi düşünüyor?

Benden mi uzaklaşıyor?

Beyin, karşısındaki kişinin internal state'ini tahmin etmeye çalışır.

Bu yetenek insan ilişkileri için gereklidir.

Fakat sosyal bilgi belirsiz olduğunda mentalizasyon kolayca threat-biased inference haline gelebilir.

Terk şemasında kişi özellikle:

“Benden uzaklaşıyor.”

yorumuna daha hızlı ulaşabilir.

Bu yorumun yalnızca mPFC'nin işi olduğunu söylemek mümkün değildir.

Ama mPFC'nin sosyal çıkarım ağlarındaki rolü, terk şemasının neden yalnızca “duygusal beyin” meselesi olmadığını gösterir.

HIPPOCAMPUS: “BU BANA NEYİ HATIRLATIYOR?”

Hippocampus çoğunlukla bellek sistemiyle ilişkilendirilir.

Özellikle episodik ve bağlamsal hafıza açısından kritiktir.

Terk şemasında bağlam büyük önem taşır.

Mevcut ilişkinin küçük bir özelliği:

bir koridor,

bir telefon sesi,

bir yüz ifadesi,

bir cümle,

bir kişinin odayı terk etmesi,

önceki ayrılık deneyimiyle ilişkili context'i aktive edebilir.

Romantik ayrılık ve reddedilmeyi inceleyen nörogörüntüleme çalışmalarının sistematik derlemesinde cingulate ve insular bölgelerin yanı sıra hippocampus ve diğer memory/reward-related yapılar da aktive olan bölgeler arasında raporlanmıştır.

Bu nedenle terk şemasını:

“Kişi geçmişi düşünüyor.”

diye basitleştirmemek gerekir.

Mevcut sosyal bilgi geçmiş ilişkisel bağlamlarla karşılaştırılabilir.

Beyin sürekli olarak şunu soruyor olabilir:

“Bu daha önce yaşadığım şeye benziyor mu?”

Bu da predictive processing ile episodic memory arasındaki köprüdür.

STRIATUM: BAĞLANTI SADECE TEHDİT DEĞİL, ÖDÜLDÜR

Terk şemasını yalnızca tehdit sistemleri üzerinden açıklamak yetersiz kalır.

Çünkü bağlantının kaybının neden bu kadar önemli olduğunu anlamak için bağlantının kendisinin neden değerli olduğunu da anlamamız gerekir.

Striatal sistemler:

ödül,

motivasyon,

reinforcement learning,

approach behavior

gibi süreçlerde önemli rol oynar.

Romantik attachment, sosyal reward ve partnerle ilişkili motivational value çeşitli striatal ve dopaminergic sistemlerle ilişkilendirilmiştir.

Romantik ayrılık ve reddedilmeye ilişkin sistematik nörogörüntüleme derlemesi de striatum ve tegmental bölgelerin yanı sıra pain/distress ve regulation ağlarının devreye girebildiğini göstermiştir.

Bu son derece önemlidir.

Çünkü terk yalnızca:

“tehdit geldi”

değildir.

Aynı zamanda:

“değerli bir reward source kaybedilebilir.”

anlamına gelebilir.

Yakınlık;

dokunma,

seks,

sosyal destek,

güven,

ortak yaşam,

tanınma,

aidiyet

gibi birçok ödüllendirici bileşen taşır.

Dolayısıyla separation response hem threat-processing hem de reward-loss sistemlerini içerebilir.

TERK EDİLME NEDEN “BAĞIMLILIK GİBİ” HİSSEDİLEBİLİR?

Romantik reddedilme araştırmaları bazen reward/motivation circuitry'nin devam eden aktivasyonunu göstermiştir.

Bu yüzden popüler içeriklerde:

“Ayrılık kokain bağımlılığıyla aynıdır.”

gibi ifadeler ortaya çıkmıştır.

Bu da akademik olarak fazla ileri gider.

Reward circuitry çok geniş bir davranış alanında kullanılır.

Aynı sistemlerin aktive olması iki psikolojik fenomenin aynı olduğu anlamına gelmez.

Fakat bir ilişki sona erdiğinde kişi:

yaklaşma isteği,

kişiyi tekrar görme arzusu,

telefon kontrol etme,

anıları tekrar yaşama,

yeniden birleşme düşünceleri

gibi güçlü motivational states yaşayabilir.

Bu davranışların bir kısmını sadece:

“obsesyon”

diye adlandırmak eksik kalabilir.

Bağlanma figürü aynı zamanda yoğun reward ve regulation history taşıyan bir uyaran olabilir.

POSTERIOR CINGULATE VE DEFAULT NETWORK: SOSYAL HİKÂYENİN İÇİNDE KALMAK

Sosyal exclusion meta-analizlerinde posterior cingulate cortex tekrar tekrar ortaya çıkmaktadır.

Özellikle Cyberball çalışmalarının büyük meta-analizi sosyal dışlanmanın default-network topografisiyle önemli ölçüde örtüşen activity pattern'leri oluşturduğunu göstermiştir.

Default network kabaca:

self-related cognition,

autobiographical memory,

internal mentation,

social inference,

başkalarının mental durumlarını düşünme

gibi süreçlerle ilişkilidir.

Bu terk şemasında çok anlamlıdır.

Sosyal exclusion sonrasında kişi yalnızca:

“Beni oyuna almadılar.”

demez.

Şunlara geçebilir:

“Bende ne sorun var?”

“Beni neden istemediler?”

“Hep böyle oluyor.”

“Bir daha kimseye yaklaşmayacağım.”

“Demek ki artık sevmiyor.”

Yani sosyal olay bir self-narrative içine yerleştirilir.

Terk şemasının gücü de kısmen burada olabilir.

Tek bir olay:

kişinin kendisi ve ilişkiler hakkındaki büyük hikâyeye eklenir.

SOSYAL TEHDİT SIRASINDA BEYİNDE TEK YÖNLÜ BİR “ALARM” ÇALIŞMAZ

Buraya kadar farklı sistemleri ayrı ayrı anlattık.

Fakat gerçek neural processing bu kadar parçalı değildir.

Bağlanma tehdidi sırasında kabaca şu tür süreçler eş zamanlı olarak ortaya çıkabilir:

SALIENCE

Bu olay önemli mi?

Anterior insula ve cingulate sistemleri.

THREAT / AFFECTIVE EVALUATION

Bu olay yaklaşılması gereken mi, kaçınılması gereken mi?

Amygdala ve ilişkili limbic sistemler.

BODY STATE

Bu sırada organizmanın içinde ne oluyor?

Insular ve viscerosensory sistemler.

MEMORY

Bu bana neyi hatırlatıyor?

Hippocampal/contextual systems.

REWARD / LOSS

Kaybetmek üzere olduğum şey benim için ne kadar değerli?

Striatal ve motivational systems.

SOCIAL INFERENCE

Karşımdaki insan ne düşünüyor?

mPFC, TPJ, STS ve ilişkili networks.

REGULATION

Ne kadar yaklaşacağım?

Ne söyleyeceğim?

Bu duyguyu nasıl yöneteceğim?

Prefrontal ve cingulate regulatory systems.

Bu nedenle terk şemasını:

AMYGDALA → FEAR

gibi tek yönlü bir modelle anlatamayız.

Daha gerçekçi yapı:

SOCIAL CUE

SALIENCE + MEMORY + PREDICTION + INTEROCEPTION

RELATIONAL MEANING

ACTION PREPARATION

şeklindedir.

ATTACHMENT STYLE BU SİSTEMLERİ MODÜLE EDEBİLİR

Bağlanmanın cognitive-affective neuroscience literatürü, attachment orientation'ın sosyal-emotional information'ın değerlendirilme ve düzenlenme biçimini modüle edebileceğini düşündürmektedir.

Genel olarak bazı çalışmalar attachment anxiety'nin sosyal ve affective cues karşısında daha yüksek neural responsivity ile, avoidance'ın ise bazı görevlerde daha düşük veya farklı regulatory response ile ilişkili olabileceğini göstermiştir. Ancak literatür görev, uyaran ve ölçüm biçimine göre heterojendir.

Bu nedenle:

“Anxious attachment'ta amygdala büyür.”

veya

“Avoidant kişilerin insulası kapanır.”

gibi cümleler kuramayız.

Beyin görüntüleme çalışmaları çoğunlukla belirli deneysel görevlerdeki activation differences üzerine konuşur.

Bunların günlük yaşamdaki kompleks terk davranışına birebir çevrilmesi mümkün değildir.

SOSYAL REDDEDİLME İLE TERK ŞEMASI AYNI ŞEY DEĞİLDİR

Burada bir başka akademik sınır önemlidir.

Social rejection araştırmalarının çoğu:

Cyberball,

negative evaluation,

peer exclusion,

romantic rejection

gibi deneysel paradigmalara dayanır.

Terk şeması ise daha geniş, gelişimsel ve klinik bir yapıdır.

Dolayısıyla:

“Cyberball sırasında anterior insula aktive oluyor, o halde terk şemasının neural substratı anterior insuladır.”

demek mümkün değildir.

Sosyal exclusion çalışmaları bize yalnızca:

reddedilme ve dışlanma deneyimi sırasında hangi sistemlerin devreye girebildiğine

dair bir pencere sunar.

Terk şeması bu sistemlerle etkileşebilir.

Ama onunla eşit değildir.

Bu ayrım akademik modelimizin tamamında korunmalıdır.

BEDEN NEDEN BU KADAR HIZLI DEĞİŞEBİLİR?

Şimdi somatiğe yaklaşabiliriz.

Kişi henüz bilinçli olarak:

“Beni terk edecek.”

demeden önce bile sosyal cue yüksek salience kazanabilir.

Yüz ifadesi değişir.

Sistem değerlendirir.

Geçmiş bağlamla karşılaştırır.

İlişkisel tahmin üretir.

Autonomic ve motor preparation başlar.

Kişi daha sonra:

“Bir anda içim sıkıştı.”

diyebilir.

Burada “bir anda” önemlidir.

Çünkü bilinçli anlatı çoğu zaman neural ve physiological processing'in ilk adımı değildir.

Beden:

ilişkisel anlamın oluşmasının bir parçasıdır.

Bu nedenle terk şemasıyla somatik çalışma yalnızca düşünce ortaya çıktıktan sonra yapılan rahatlama egzersizi olmamalıdır.

Daha ince soru:

“Sistem ilk sosyal işareti aldığı anda ne değişiyor?”

olmalıdır.

Göz?

Yüz?

Boğaz?

Göğüs?

Karın?

Nefes?

Kas tonusu?

Hareket dürtüsü?

Bu sorular bizi doğrudan sonraki bölüme götürür.

SOMATİK AÇIDAN TEMEL SONUÇ

Terk şeması üzerine nörobiyolojik bir model şu iddiayı kurmamalıdır:

“Terk travması beynin şu bölgesinde tutulur.”

Daha doğru formülasyon şudur:

Bağlantının kaybı veya kaybolma ihtimali, sosyal bilginin değerlendirilmesi, salience detection, threat appraisal, interosepsiyon, bellek, ödül/motivasyon, sosyal çıkarım ve emotion regulation ile ilişkili birden fazla neural sistemi birlikte devreye sokabilir. Geçmiş ilişkisel öğrenme ve attachment orientation ise bu sistemlerin sosyal bilgiye nasıl yanıt verdiğini modüle edebilir.

Bu model somatik çalışmaya da önemli bir yön verir.

Terapötik amaç yalnızca:

tehdit sistemini kapatmak

değildir.

Çünkü aynı sistemler organizmanın çevreden önemli bilgi toplamasına da yardım eder.

Amaç daha çok:

sosyal sinyali algılamak → bedensel cevabı fark etmek → geçmiş ile mevcut bilgiyi ayırt etmek → yeni veriyi değerlendirmek → uygun eylemi seçmek

kapasitesini geliştirmektir.

Başka bir ifadeyle:

SOCIAL CUE → BODY RESPONSE → ORIENTATION → DISCRIMINATION → CHOICE

Bu yapı ileride oluşturacağımız terk somatiği protokolünün nörobiyolojik omurgalarından biri olacaktır.

Fakat henüz kritik bir boşluk var.

Sosyal tehdit beynin çeşitli ağlarında işlenirken kişi bunu nasıl “bedeninde” hissediyor?

Göğüsteki sıkışma nereden geliyor?

Kalp atışının fark edilmesi neden bazen tehdidi büyütüyor?

Bir bedensel duyum nasıl:

“Beni terk edecek.”

anlamına dönüşebiliyor?

Ve aynı bedensel sinyal başka bir kişide neden tamamen farklı yorumlanabiliyor?


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
8 DEACTIVATION: İHTİYACI BASTIRAN BEDEN

Attachment Avoidance, Yakınlıktan Uzaklaşma, Duygusal Suppression, Motor İnhibisyon ve “Kimseye İhtiyacım Yok” Organizasyonu Terk şeması her zaman birine doğru koşan, ilişkiyi sürekli kontrol eden vey

 
 
 

Yorumlar


bottom of page