top of page

🧠 DEHB, Travma ve Sinir Sistemi Regülasyonu: Ritim, Parçalanma ve Yeniden Oluşma



Özet

Bu yazı, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) salt nörobiyolojik bir bozukluk olmanın ötesine geçerek, travma, psikanalitik süreçler ve sinir sistemi regülasyonu ekseninden yeniden formüle edilmesini önerir. DEHB’yi yalnızca odaklanamama olarak tanımlamak eksiktir: bu durum, sinir sisteminin ritm dengesinin bozulduğu, beden–zihin senkronizasyonunun parçalandığı bir süreçtir. Makale, beş sinir bölgesi — PFC, striatum, amigdala, insula, serebellum — üzerinden nörobiyolojik argümanlar sunar, ardından psikanalitik, bağlanma–travma, vagal regülasyon ve hipotez düzeyindeki bedenden beyne yaklaşım zeminleriyle bunları bütünsel bir çerçevede birleştirir. Son bölüm, kavramsal regülasyon stratejileri önerisi sunar ve bu stratejilerin etik, klinik ve varoluşsal anlamlarını tartışır.


I. GİRİŞ: Dikkat, Trajediden Doğan Bir Ritim

“Odaklanma zorluğu” tanımı DEHB’yi indirgemeci biçimde sunar; oysa dikkat, tekil bir kas gücü değildir — nöral bir ritimdir.Zihin, çevresel uyarana yanıt olarak sürekli salınımlar üretir: uyarılma (arousal) ile seleninlik (inhibition) arasında harmoni kurar. Bu ritim, sinir sistemini dış dünyayla senkronize eder.

Travma, bu senkronizasyonu kırar. Erken yaşta güvenli bağlanma zemini zayıf kalmışsa, sinir sistemi dış dünyayla güvenli bir ritim kurmak yerine, içsel yankılarla baş etmeye çalışır. Bu, DEHB’nin nöroplastik kökenlerine açılan kapıdır.

Bu makale, üç ana hipotezi inceleyecektir:

  1. DEHB, travma ile beslenen bir nöral regülasyon bozukluğunun dışavurumudur.

  2. Psikanalitik düzeyden bakıldığında, dikkat dağınıklığı bir savunma stratejisidir — benliğin kendini koruma biçimidir.

  3. Regülasyon yaklaşımı, yalnızca ilaç ya da bilişsel tekniklerle değil; bedeni, duyguları ve sinir sistemini içeren bütünsel bir yeniden senkronizasyon sürecidir.


II. NÖROBİYOLOJİ: RİTMİN PARÇALANMASI


Bu bölümde, DEHB’yi anlamak için beş sinirsel hat üzerine odaklanıyorum: bu hatlar ritim bozulmasının “sesleri”dir. Ayrıca, nörobiyolojik görüşleri güncel literatürle destekleyeceğim.

1. Prefrontal Korteks (PFC): Organizasyon, Fren ve Planlama

PFC, yürütücü işlevlerin, dürtü kontrolünün, dikkat değiştirme kapasitesinin merkezidir. Ancak DEHB’li beyinlerde PFC aktivitesi görev esnasında tutarlı olarak baskılanmış bulunmuştur. (Örneğin, Bush ve ark., 2005 bulguları)Ayrıca fMRI meta-analiz çalışmalarında, DEHB’li bireylerin dorsolateral prefrontal kortekste (DLPFC) aktivasyonlarının sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı biçimde düşük olduğu bulunmuştur. (PMC)

Bu düşük aktivite, PFC’nin “frenleme ve geçiş” rolünü zayıflatır: kişi yeni hedefe geçemez, dikkat modları arasında geçiş yapamaz, görev planlaması bozulur.

Ayrıca PFC ile diğer bölgeler arasındaki bağlantı — özellikle frontostriatal ve frontoçekirdek ağ — DEHB’de zayıf sinyal tutarlılığı gösterir. (Psych Scene Hub)

2. Striatum ve Dopaminerjik Sistem: Ödül, Geri Bildirim, Ritmik Salınım

Striatum, özellikle ventral striatum, ödül beklentisi ve dopaminerjik sinyalleme açısından merkezi bir rol oynar.DEHB literatüründe dopamin transfer defisit (dopamine transfer deficit) hipotezi önemli yer tutar: beklenen ödül ile dopamin salınımı arasındaki uyum bozulur, dolayısıyla dopamin salınımı “anlık patlamalar + iniş çıkışlar” şeklinde dalgalı hale gelir. (PMC)

Görev ilginç olduğunda dopamin patlaması (hiperodaklanma), görev sıradan olduğunda dopamin düşüşü (dikkat dağılması) oluşabilir. Bu ritmik dalgalanma, odaklanma kapasitesini aşırı dışsal uyaranlara bağımlı hale getirir.

Ayrıca striatum, frontal korteks ile sıkı bir döngü içindedir; bu döngüde bozulan sinyal tutarlılığı, görev sürdürme ve ödül izleme fonksiyonlarını zedeler.


3. Amigdala: Duygusal Uyarılma, Alarm ve Savunma


Amigdala duygusal uyarılmaya, tehdit algısına, alarm sistemine odaklıdır. Normalde PFC bu aktivasyonu frenler; ancak DEHB’de bu frenleme işlevi zayıftır.Travma varlığında amigdala kronik alarm durumuna geçebilir; küçük uyaranlar bile “kaç-girişim” tepkisi tetikleyebilir. Bu da dikkat sisteminde “yan devre sinyalleri” yaratır.

PTSD literatüründe (ve benzer biçimde DEHB ile travma kesişimlerinde) amigdala–prefrontal kontroldeki zayıflık dikkat sapmalarına, dikkat yönünde “tehditlere bakma” eğilimine yol açar. (ScienceDirect)

Bu durumda dikkat; dış dünyaya değil, “içsel risk sinyallerine” sabitlenebilir.


4. Insula (İnsula): İçsel Duyum Farkındalığı (Interosepsiyon) ve Sinyal Harmanı


Insula beden içi duyumları (nefes, kalp, karın gerginliği vb.) zihne taşır; bir çeşit organik pusula işlevi görür.DEHB’de insula aktivitesi ya tutarsızdır ya da dışsal uyaranlara aşırı bağlıdır; yani kişi bedeninden gelen sinyalleri öncüllükle algılayamaz, yalnızca kriz anlarında hisseder.

Bu da regülasyon sistemini zayıflatır çünkü kişi açlık, yorgunluk, stres gibi içsel uyarıları zamanında algılayamaz. Bedenle-zihin iletişimi “gecikmeli bildirim” haline gelir.


5. Serebellum: Zamanlama, Ritmik İşlemsel Entegrasyon

Serebellum yalnızca motor işlevlerle sınırlı değil; duygu, dikkat ve zaman algısıyla da ilişkilidir. (Schmahmann, 2019)DEHB’li bireylerde serebellar gri madde hacminde azalma, bağlantı zayıflıkları ve beyaz cevher bozuklukları raporlanmıştır. (Psych Scene Hub)

Serebellum, PFC ve limbik sistemlerle birlikte “zamanın senkronizasyonunda” rol oynar. Bu senkronizasyon bozulduğunda kişi zaman geçişini hissedemez, “ne kadar süre geçti bilmiyorum” hali sık görülür.


II.a. Sinir Devrelerinin Salınım Dinamiği: Osilatörler ve Aşırı Dengeleme

Sinir sistemini anlamak için osilatör (salınım yapan) modeller yararlı olabilir. DEHB, bu osilatör sistemlerin faz kilidinin kaybolduğu bir durumdur.Belli bölgelerde (örneğin dopamin sisteminde) salınım çok yüksek, başka bölgelerde (PFC) salınım çok düşük olabilir. Bu, “sinirsel senkronizasyon bozumu”dur.


Bir tür “nöral kaos”, bu bölgeleri birbirine bağlayan ağlarda senkron olmayan salınımlarla oluşur. Sonuç: odaklanma, regülasyon, duygu kontrolü zorlaşır.


III. PSİKANALİTİK ve TRAVMA DÜZEYİ: Dikkatin Savunma İşlevi


Burada DEHB’ye klasik nörobiyolojik yaklaşımdan öte, psikanalitik süreçleri nasıl dahil edebileceğimizi ele alacağım.


1. Bağlanma, Tutulma ve Ritmik İlişki

Donald Winnicott’un holding environment kavramı, bebeğin ruhsal gelişiminde kritik bir destek alanıdır: “tutulan hissetme”, “düzenli ritim” algısı bu ortamda doğar.Eğer bebek bakımverenle ruhsal ritmi tutturamazsa, o çocuk kendi dikkat stratejileriyle ritmini kurmak zorunda kalır. Bu stratejiler hiperaktivite, dağılım, uyarılma saltanatı olabilir.

Bağlanma teorileri perspektifinde, güvenli bağlanma ortamı zayıfsa, çocuk içsel kaosu dışa taşıma yoluna gider — dikkat dağınıklığı bu dışavurumdur.


2. Savunma, Parçalanma ve Dikkat


Psikanalitik teoride dikkat, yalnızca bilişsel bir süreç değil, benliğin savunma stratejisidir.Düşük toleranslı içsel uyumsuzluklarla (örneğin yoksunluk, yoğun dürtüler) karşılaşan benlik, erken dönemde kendisini parçalayabilir. Bu parçalanmalar dikkat dışavurumunda kendini gösterir.

Bu bağlamda DEHB, bir çeşit “dikkatin objesiyle ilişkili savunma formu” olarak okunabilir: dikkat dağılır; yalnızca dışsal uyaranlarla “tutunma” arar.


Alan Sugarman’ın “Attention Deficit Hyperactivity Disorder and Trauma” yazısında, ADHD ile travma arasındaki düzenleme eksenli bağlantılar incelenir. (ResearchGate)Orada, dikkat bozukluğu ile duygusal regülasyon kapasitesinin (affect regulation) iç içe geçmesi vurgulanır.


3. Ego Fonksiyonları, Nesne İlişkileri ve İdeal Benlik


DEHB’li bireylerde, ego fonksiyonlarının (özgün benlik idame yetisi, düşünce süreci örgütlenmesi, dürtü kontrolü) olgunlaşması zorlaşabilir.Nesne ilişkileri teorisi açısından, içsel nesne temsilleri zayıf ve tutarsızdır. Bu da dikkat süreçlerinin daha az özerk, daha dışsal uyaranlara bağımlı hale gelmesine yol açar.


Ayrıca, bu kişilerde süper-ego baskısı ve içsel eleştirmen sesler daha güçlü olabilir; bu da hiperfokus – kesilme döngülerini tetikler.


Conway’in “Psychodynamic Psychotherapy of ADHD” derlemesinde, bazı klinik vakalar üzerinden psikanalitik tedavi stratejileri tartışılır. (ResearchGate)Ancak psikanalitik literatür, ADHD üzerine özellikle çocuk terapilerinde görece sınırlıdır.


IV. DEHB VE TRAVMA İLİŞKİSİ: HANGİ YÖN ÖNCE GELİR?


Bu soru “tavuk mu yumurtadan önce gelir?” sorusuna benzer: DEHB travma mı doğurur, travma DEHB semptomlarını mı tetikler?


1. Genetik + Nörogelişimsel Yatkınlık

ADHD yüksek oranda genetik bileşen taşır. Poligenik (çoklu gen) varyantlar, dopamin, noradrenalin sistemlerini etkiler. (PMC)Dolayısıyla bir nörogelişimsel yatkınlık vardır: bazı beyin sistemleri daha kırılgandır.


2. Travmatik Deneyim ve Epigenetik Etki

Ancak çevresel faktörler, özellikle erken travma, bu yatkınlığı tetikleyebilir. Travma, stres ekseni (HPA — hipotalamik-pituiter-adrenal eksen) ile dopamin sistemleri arasında etkileşime girip gen ekspresyonlarını düzenleyebilir. (arXiv)Yani travma epigenetik aracılarla nörobiyolojik sistemleri yeniden biçimleyebilir.


3. Çift Yönlü Etkileşim: Bidirectional Model

DEHB ve travma arasında çift yönlü bir ilişki olasılığı yüksektir. Bazı bireylerde doğuştan gelen nörogelişimsel yatkınlık travmaya karşı kırılganlaştırır; diğerlerinde travma, dikkat ve regülasyon sistemlerini bozarak DEHB benzeri sendromlara yol açar.


Trauma terapistleri DEHB’yi “travmaya benzer dikkat düzenleme bozukluğu” olarak yorumlayan modeller öne sürer. (digalittledeeper.ca)


Bu perspektif, yalnızca genetik belirleyicilere indirgemeci bakan yaklaşımları dengeler.


V. REGÜLASYONUN ÜÇ DÜZEYİ: BEDEN, DUYGU, İLİŞKİ


DEHB’yi dönüştürme süreci, bu üç düzeyi birlikte gözetmelidir: beden (somatik), duygu (affektif) ve ilişki (interaktif / sosyal).


1. Somatik (Alt – Üst) Yorum: “Bedenden Beyne”


Top-down (üstten aşağı) bilişsel müdahaleler DEHB yönetiminde yaygındır; fakat bunlar tek başına yeterli değildir.Bottom-up (aşağıdan yukarı) stratejiler — beden terapisinden nefes tekniklerine, hareket ve sensori-motor entegrasyona — sinir sistemine doğrudan ulaşır.


A. Nefes, Vagal Tonlama ve Regülasyon

Nefes pratikleri (örneğin 4 saniye al / 6 saniye ver) vagal tonusu artırabilir, parasempatik direnç sağlayabilir. Vagal tonus artışı, PFC–amigdala etkileşimini güçlendirebilir.

Ventriküler vagus (ventral vagus) tonusunun artması, sosyal güven devresini aktive eder; bu da sinir sisteminin “yüksek frekanstan sakin mod” geçmesini kolaylaştırır.


B. Hareket ve Ritim Egzersizleri

Metronom yürüyüşü (örneğin 60 BPM), ritmik hareket, parmak şıklatma gibi basit eylemler serebellar–kortikal bağlantıları harekete geçirebilir.Rhythm-based interventions (ritmik terapi) bazı nörogelişimsel bozukluklarda etkililiği üzerine çalışmalarda ilgi görüyor.


C. Sensory Integration & Propriosepsiyon

Orta düzey duyusal girdiler — proprioseptif, vestibüler — sistemin temel regülasyon altyapısını güçlendirebilir.Örneğin, ağırlık yeleği, kendi vücut ağırlığıyla direnç çalışmaları, yumuşak baskı teknikleri beden içi algıyı artırabilir.


2. Affective – Duygusal Düzenleme

Duygular bastırıldığında, sistem enerjisini kontrol dışı salınım modlarına geçer. Regülasyonun duygusal boyutu, kişinin hislerini tanıma, isimlendirme, dönüştürme süreçlerini içerir.


A. Duygu Etiketleme ve “3 Saniye Kuralı”

“Şu anda ne hissediyorum?” diye durmak, o duyguya birkaç saniye tolerans tanımak, sonra tepki vermek — bu “fren boşluğu” yaratır.


Bu, PFC’nin duygusal veriyi işlemeye katılımını artırır ve hipotalamik / limbik sistemle senkronizasyonu iyileştirir.

B. İmgeleme, Simgeleme ve Duygu Deneyimi

Duygusal imgelem kullanımı (örneğin bir his için görselleştirme) terapi ve içsel işlemede işe yarar. Duyguların kelime, sembol ya da hikâyeye çevrilmesi (narratif integrasyon) sinirsel bağlantıyı artırabilir.


C. Duygu Dalgalarının Takibi (Affect Titration)

Duygu regülasyonu terapilerinde kullanılan titration teknikleri, duygusal yükü aşırıya kaçırmadan “küçük dalgalarla” deneyimlemeyi önerir. Dozajlı duygu exposure’u, sinir sisteminin adaptasyon kapasitesini zorlamadan genişletir.


3. Relasyonal / Sosyal Regülasyon


Sinir sisteminin en güvenli modülasyonu ilişkisel rezonans ile sağlanır. İnsanlar, diğer insanların sinyallerine (ses tonu, yüz, ritim) senkronize olarak regülasyon kazanabilir.


A. Eşli Nefes ve Ritmik Uyum

Bir partnerle, çocukla ya da terapist ile nefes uyumu kurmak (eşli nefes alma) ventral vagal sistemin düzenlenmesini destekleyebilir.


B. Ortak Ritim Oyunları

Top atma, el klaketi, müzik ritmi eşliğinde aktiviteler sinirsel senkronizasyonu teşvik eder. Bu “ortak ritim” duygusal bağ ve sinirsel uyumu arttırır.


C. Ses, Ton, Göz Teması

Düşük tonlu konuşma, yumuşak ses, göz teması — bunlar sinir sistemine “güven sinyali” gönderir. Bu tür sosyal sinyaller, regülasyonun pasif destekleyicileridir.


VI. KAVRAMSAL MODEL ÖNERİSİ: NÖROREGÜLASYON ÜÇGENİ

Aşağıdaki model, DEHB’li bireyler için regülasyon yolunu haritalandırmak amacıyla kavramsal bir üçgendir:

        ■ Relasyonel / Sosyal Rezonans
       / \
      /   \
     /     \
Somatik     Duygusal
 (Bedensel)    (Affect)
  • Somatik üs: bedenle çalışılan algısal–motor düzey

  • Duygusal üs: hislerin tanınması, dönüştürülmesi

  • Relasyonel üs: sosyal senkronizasyon, rezonans alanı

Bu üçgenin her kenarı birbirini besler. Örneğin somatik iyileşme duygusal farkındalığı artırır; duygusal stabilite sosyal uyumu kolaylaştırır; sosyal rezonans da beden ve duygu sistemine geri bildirim verir.


VII. KLİNİK DEĞERLENDİRME VE DİNAMİK PSİKOTERAPİ ENTEGRASYONU


DEHB ile çalışan psikodinamik yaklaşımlar görece az literatüre sahiptir, ancak var olan literatür bazı önemli klinik çıkarımlar sunar.


1. Değerlendirme Aşamaları

  1. Nöropsikolojik testler: yürütücü işlev, dikkat süreksizliği, işlem hızı.

  2. Travma / bağlanma değerlendirmeleri: erken çocukluk dönemi öyküsü, bakımveren tutumları, travmatik kırılmalar.

  3. Duygu regülasyonu ölçekleri: örneğin DERS (Difficulties in Emotion Regulation Scale) gibi araçlar.

  4. Bedensel regülasyon ve interoseptif farkındalık: beden haritası çalışmaları, nefes farkındalığı testi gibi ölçümler.


2. Psikanalitik Yaklaşımın Yeri

Conway’in derlemesinde, ADHD’li çocuklarla yapılan psikanalitik müdahaleler genellikle oyun terapisi, imgesel tanıma, içsel süreçlerle yüzleşme üzerine kuruludur. (ResearchGate)Ancak semptom yatıştırma odaklı değil, benlik bütünlüğünü yeniden kurma odaklıdır.

Gilmore’un psikanalitik perspektifi, ADHD’yi ego yetersizlikleri ve dürtü kontrolü zayıflığı üzerinden yorumlar; terapi sürecinde içsel çatışmaları, savunma sistemlerini ve nesne ilişkilerini hedef alır. (ResearchGate)


Psikanalitik terapide tipik zorluklar:

  • Dikkatin dalgalanması seans akışını bozabilir.

  • Yoğun öfke, içsel boşluk deneyimleri sık ortaya çıkar.

  • Terapist, regülasyon kaybı yaşayan sistemde “sabırla bekleyen ama sınır koyan” bir konum almalıdır.


Empati, tutarlı çerçeve ve minimal müdahaleler, terapötik güvenin korunmasında kritik rol oynar.


3. Entegratif Yaklaşım: Psikanalitik + Somatik + Bilişsel


Etkin bir terapi modelinde bu bileşenler senkronize çalışmalı:

  • Psikanalitik seans: içsel çatışmalar, savunmalar, bilinçdışı süreçlerle yüzleşme

  • Somatik pratikler: nefes, hareket, ritmik egzersizler

  • Bilişsel araçlar: dikkat stratejileri, planlama teknikleri

  • Sosyal rezonans: terapist–danışan senkronizasyonu, grup çalışmalar


Bu katmanlı model, yalnızca semptom baskılamak değil; sistemin yeniden senkronize olmasını amaçlar.


VIII. UYGULAMAYA YÖNELİK ÖNERİLER (Kavramsal Seviyede)


Aşağıdaki öneriler “uygulama manifestosu” değil; her sistemin kendi adaptasyonuna göre biçimlenebilecek çerçevelerdir.


1. Günlük Ritmik Planlama

  • Sabah: 10 dakika yavaş nefes + gün ışığı exposición

  • Öğle: ritmik yürüyüş (metronomlu ya da şarkı senkronlu)

  • Akşam: beden tarama + duygu dengeleme pratiği

  • Gün boyunca: “duruş noktaları” belirleme (örneğin her 45 dakikada 1 derin nefes + beden farkındalığı)


2. Major Mikro Müdahaleler

  • Görevleri mikrobölümlere ayırma — her tamamlanan adım için kısa mola

  • “Şu an bedenim nerede gerilim hissediyor?” sorusunu sık sorma

  • 3 saniye dur — hisset — tepki ver yaklaşımı

  • Eşli nefes ve ritim çalışmaları


3. Terapötik Çerçeve ve Vaka Yönelimleri

  • Terapist ile ilk dönemde “regülasyon kontratları” yapmak (örn. seans öncesi nefes egzersizi, beden molası hakları)

  • Seans içinde beden odaklı molalar (nefes getirme, durma, hissetme)

  • Duygu ve nirengi işaretleri: bazen imge kullanımı — hislerle sembolik temas kurma

  • Gelişimsel travma ile çalışan teknikler: titration, window of tolerance (tolerans penceresi) yaklaşımı

  • Grup terapilerinde ritmik ve hareketatik etkinliklerin entegrasyonu


IX. TARTIŞMA VE ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME


Avantajlar ve Potansiyel Zorluklar

  • Avantaj: Bu yaklaşım DEHB’yi yalnızca “hata” değil, varoluşsal bir ritim kopması olarak okur; şefkat ve derinlik sunar.

  • Zorluk: Uygulama açısından zaman ve kaynak gerektirir; dikkat dalgalanması terapötik akışı kesintiye uğratabilir.

  • Eleştiri: Biyolojik determinizm ve psikodinamik reduksiyonizm riski dikkatle dengelenmelidir — yani hem genetiği hem çevreyi hem sinir sistemi dinamiklerini göz önünde tutmalıyız.

  • Kanıt yönü: Psikanalitik yaklaşımların etkinliği üzerine kontrollü araştırmalar sınırlıdır. (Conway derlemesi vurgulanır) (ResearchGate)


Gelecek Yönelimler

  • Çok merkezli longitudinallerle psikanalitik + somatik müdahale karşılaştırmaları

  • Nörogörselleştirme yöntemleriyle (fMRI, DTI) regülasyon değişimlerinin izlenmesi

  • Genetik / epigenetik izlerle terapi etkisi arasındaki bağlantıların incelenmesi

  • Ritim terapileri, nöromodülasyon (örneğin tDCS, nöromodülasyon teknikleri) ile entegrasyon


X. SONUÇ: Ritmin Etik Yeniden İnşası


DEHB’li bireyin içsel dünyasında, dikkat dağılmaz; dikkat ritimsizdir.Bu ritimsizlik, nörobiyolojik kırılganlık, travmatik yankılar ve psikanalitik savunmalar üçgeninde şekillenir.

Regülasyon, yalnızca bir teknik set değildir; ruha, bedene, ilişkiye bir yeniden doğuş çağrısıdır.Bu yolda, “verimlilik” değil “uyum”, “kontrol” değil “resonansta olma” öne çıkar.

Dikkat, yalnızca bir beceri değil — varoluşun ritmik yankısıdır ve her yürek, doğru ritmini yeniden bulma hakkına sahiptir.


Yorumlar


bottom of page