Duygusal Taşkınlık ve Donukluk: Sinir Sisteminin İki Ucu
- Zeynep Ağartan

- 14 Tem 2025
- 2 dakikada okunur

Birçok insan stres, kayıp ya da travmatik deneyimler sonrası sinir sisteminin iki farklı ucunda dalgalanır: yoğun taşkınlık ve duygusal donukluk. Bu durum çoğu zaman kişinin içsel deneyimini anlamasını güçleştirir. Bazı günler sanki her şey kontrol dışıdır; kalp hızlı çarpar, nefes daralır, zihin telaşla çözüm arar. Diğer zamanlarda kişi hiçbir şey hissetmez, bedeni adeta hissizleşir, duyguları uzaklaşır. Bu iki uç arasında gidip gelmek, yaşamın akışını önemli ölçüde etkileyebilir.
Duygusal taşkınlık, sinir sisteminin aşırı uyarılma halinde uzun süre kalmasıyla ilişkilidir. Özellikle çocukluk çağında yoğun stres veya güvensizlik deneyimlemiş kişilerde, bu uyarılma kolayca tetiklenebilir. Kişi, dışarıdan bakıldığında “abartılı” görünen tepkiler verir. Aslında bu, organizmanın tehdide dair algısının bir yansımasıdır.
Duygusal donukluk ise, sistemin uzun süreli uyarılmaya dayanamadığı noktada kendini korumak için kapandığı bir durumdur. Bu kapanma hali bazı kişiler için rahatlatıcı gibi görünebilir. Oysa uzun vadede aidiyet hissini, ilişki kurma kapasitesini ve yaşam sevincini köreltebilir. Donukluk, sinir sisteminin “hiçbir şey hissetmezsem zarar görmem” varsayımıyla yarattığı bir savunma biçimidir.
Bu iki uç arasında dolaşan kişiler için en zorlayıcı olan, değişkenliği anlamlandırmaktır. Bir gün yoğun kaygı yaşarken ertesi gün tamamen hissizleşmek, kişinin kendilik algısını da sarsar. Bu döngüye dair önemli bir nokta, sistemin çoğu zaman bilinçli olarak yönetilemediğidir. Yani kişi istemediği halde taşkınlığa ya da donmaya girer.
Duygusal regülasyonu destekleyen uygulamalar —bedensel farkındalık, nefes çalışmaları, ilişki odaklı güvenli alan oluşturma— bu döngüyü zamanla yumuşatabilir. Ancak çoğu kişide, yalnızca teknikler değil, duyguların altında çalışan temel inanç kalıplarının fark edilmesi de dönüştürücü bir etkendir. Çünkü duygusal taşkınlık da donukluk da çoğu zaman “ben güvende değilim” algısıyla tetiklenir.
Yine de herkesin süreci benzersizdir. Bazı insanlar öncelikle bedensel çalışmalarla dengeyi bulur. Bazıları anlam inşası üzerinden ilerler. Kimi için de ilişki temelli güvenli bağ kurmak öncelikli bir ihtiyaç olur. Bu yüzden duygusal regülasyon, sabit bir reçete değil, kişinin yaşam öyküsüne, kapasitesine ve hazır oluşuna göre şekillenen bir yolculuktur.
Her durumda önemli olan, bu dalgalanmaları bir başarısızlık ya da kişilik zaafı gibi görmek yerine, sinir sisteminin tarihsel deneyimlere verdiği doğal yanıtlar olarak anlamlandırabilmektir. Zaman içinde duyguları taşımak kolaylaşır, taşkınlık seyrelir, donukluk yumuşar. Bu da iyileşme yolculuğunun en önemli işaretlerinden biridir.
Kaynaklar:
Porges, S. W. (2011). The Polyvagal Theory. W. W. Norton & Company.
Schore, A. N. (2001). The Effects of Early Relational Trauma on Right Brain Development, Affect Regulation, and Infant Mental Health. Infant Mental Health Journal, 22(1–2), 201–269.
van der Kolk, B. A. (2014). The Body Keeps the Score. Viking.



Yorumlar