top of page

3 TERK EDİLMENİN BİR PREDICTIVE PROCESSING PROBLEMİ OLARAK OKUNMASI

9 Ağu
10 dakikada okunur

İlişkisel Tahmin, Belirsizlik, Prediction Error ve “Bağlantının Devam Edeceğine Güvenebilir miyim?” Sorusu

Terk şemasını anlamak için yalnızca geçmişte ne yaşandığını sormak yeterli değildir. Daha kritik soru şudur:

Geçmiş deneyimler, kişinin şimdi ne olacağını bekleme biçimini nasıl şekillendiriyor?

Predictive processing yaklaşımı tam burada önem kazanır.

Bu yaklaşım beynin yalnızca dış dünyadan gelen bilgiyi pasif biçimde kaydetmediğini; sürekli olarak çevrede ne olduğunu, birazdan ne olacağını ve gelen duyusal bilginin mevcut beklentilerle ne kadar uyuştuğunu tahmin ettiğini öne sürer.

Bu genel prensibi ilişkilere taşıdığımızda oldukça güçlü bir model ortaya çıkar.

İnsan yalnızca karşısındaki kişinin şu anda ne yaptığını algılamaz.

Aynı zamanda bilinçli veya bilinçdışı düzeyde şunu da tahmin etmeye çalışır:

Yaklaşacak mı?

Cevap verecek mi?

Benimle kalacak mı?

İhtiyaç duyduğumda erişilebilir olacak mı?

Uzaklaşıyorsa geri dönecek mi?

Bağlanma literatüründeki internal working model kavramı zaten uzun süredir bu tür ilişkisel beklentilere işaret eder. Daha yeni predictive-processing yaklaşımları ise bağlanmayı, geçmiş bakım ilişkilerinden türetilen olasılıksal beklentilerin yeni ilişkisel durumlarda kullanıldığı bir tahmin sistemi olarak yeniden kavramsallaştırmaktadır. Yakın tarihli bir nörogelişimsel çerçeve, erken bağlanma deneyimlerinin çocuğun mevcut içsel durumları ile bakım verenin olası yanıtları arasında “attachment priors” geliştirmesine katkıda bulunabileceğini öne sürmektedir.

Bu perspektiften terk şemasının temel problemi yalnızca:

“Daha önce biri beni bıraktı.”

değildir.

Daha derin problem şu olabilir:

“Sistemim bağlantının kaybolma olasılığını ne kadar yüksek tahmin ediyor?”

Beyin dünyayı yalnızca görmez; tahmin eder

Predictive processing modellerinde algı, kabaca iki bilgi akışının karşılaşması şeklinde düşünülebilir.

Bir tarafta geçmiş deneyimlerden türetilmiş beklentiler vardır.

Bunlara prior denir.

Diğer tarafta mevcut duyusal bilgi vardır.

Sistem bu ikisini sürekli karşılaştırır.

Beklenti ile gerçek bilgi arasında fark oluştuğunda:

prediction error

ortaya çıkar.

Örneğin bir kişi partnerinin normalde her akşam belirli bir saatte mesaj göndermesine alışmışsa, sistem:

“Bu saatlerde mesaj gelir.”

beklentisi oluşturabilir.

Bir akşam mesaj gelmediğinde prediction error oluşur.

Ancak prediction error tek başına psikolojik problem değildir.

Asıl mesele sistemin bu farklılığı nasıl yorumladığıdır.

Bir kişi:

“Muhtemelen işi uzadı.”

diyebilir.

Başka biri:

“Benden uzaklaşıyor.”

diye düşünebilir.

Üçüncü biri:

“Umurumda değil.”

diyerek durumla ilişkili duygu ve düşünceleri hızla bastırabilir.

Aynı duyusal olay farklı priorlarla karşılaştığında farklı ilişkisel anlamlar üretir.

Sosyal biliş araştırmaları da insanların geçmişte edindikleri kişi bilgilerini kullanarak başkalarının olası davranışlarını tahmin ettiğini ve bu tahminlerin sonraki sosyal bilgiyi nasıl işlediklerini etkilediğini göstermektedir.

Dolayısıyla ilişkisel deneyim:

uyaran → tepki

şeklinde basit bir çizgi değildir.

Daha çok:

geçmiş deneyim → beklenti → mevcut sinyal → karşılaştırma → yorum → eylem

döngüsüdür.

Terk şeması bu döngünün özellikle beklenti bölümünü etkileyebilir.

Terk şemasındaki prior

Terk şeması güçlü olduğunda ilişkisel prior kabaca şöyle olabilir:

“Önem verdiğim insanlar uzun süre güvenilir biçimde yanımda kalmaz.”

Ancak bu prior her zaman bilinçli bir cümle şeklinde bulunmaz.

Bazen daha mikro düzeyde çalışır:

“Ses tonu değişti.”

“Mesajı kısa.”

“Eskisi kadar bakmıyor.”

“Biraz uzak oturdu.”

“Bugün daha sessiz.”

“Telefonuna baktı.”

Bunların her biri gerçek gözlemdir.

Fakat beynin görevi yalnızca gözlem yapmak değildir.

Bu gözlemin ne anlama geldiğini tahmin etmektir.

Bu nedenle terk şemasıyla çalışan kişi bazen doğru bir veriyi yanlış okumaz.

Daha incelikli bir şey olur:

Belirsiz bir veriye yüksek tehdit olasılığı atanabilir.

Aradaki fark önemlidir.

Örneğin:

“Partnerim bugün daha sessiz.”

doğru olabilir.

Ancak:

“Sessiz → benden uzaklaşıyor → ilişki bitebilir”

zinciri artık mevcut veriden ziyade tahmin sisteminin ürünüdür.

BELİRSİZLİK TERK SİSTEMİNİ NEDEN BU KADAR ZORLAYABİLİR?

Terk şemasında çoğu zaman en zor durum açık bir ayrılık değildir.

Belirsizliktir.

Çünkü açık bilgi geldiğinde sistem en azından neyle karşı karşıya olduğunu bilir.

Belirsizlikte ise sürekli tahmin gerekir.

“Gidecek mi?”

“Gitmeyecek mi?”

“Bir şey mi var?”

“Ben mi düşünüyorum?”

“Beni hâlâ seviyor mu?”

“Mesafe mi istiyor?”

Belirsizlik yüksek olduğunda sistem ek bilgi toplamaya yönelebilir.

Burada attachment hyperactivation ile predictive processing arasında önemli bir bağlantı kurulabilir.

Bağlanma kaygısı yüksek kişi, ilişkinin güvenliğine dair belirsizliği azaltmak amacıyla sosyal sinyalleri daha yakından izleyebilir.

Mesajları tekrar okuyabilir.

Yüzü inceleyebilir.

Ses tonunu analiz edebilir.

Davranış değişikliklerini karşılaştırabilir.

Karşı taraftan güvence isteyebilir.

Bu davranışların ortak bir işlevi olabilir:

Uncertainty reduction — belirsizliği azaltmak.

Ancak paradoks şudur:

Daha fazla veri toplamak her zaman daha fazla güven oluşturmaz.

Şema güçlü olduğunda sistem yeni verileri zaten mevcut terk beklentisi üzerinden yorumlayabilir.

PRECISION: HER BİLGİ AYNI AĞIRLIKTA DEĞİLDİR

Predictive processing çerçevesindeki önemli kavramlardan biri precisiondır.

Burada precision, kabaca sistemin belirli bir bilgi kaynağına ne kadar güvenilirlik veya ağırlık verdiğini ifade eder.

Hem priorların hem de yeni duyusal kanıtın precision'ı olabilir.

Yeni bilgi çok güvenilir kabul edilirse mevcut beklenti daha kolay güncellenebilir.

Mevcut prior çok güçlü ve güvenilir kabul edilirse yeni bilgi beklentiyi daha az değiştirir.

Bağlanmayı predictive-processing açısından ele alan güncel modeller özellikle bu noktayı vurgular: erken ilişkisel deneyimlerden oluşturulan priors ve bunların belirsizlik düzeyi, yeni kişilerarası deneyimlerden gelen prediction error'ların sonraki beklentileri ne ölçüde değiştireceğini etkileyebilir.

Terk şemasında bunu şöyle düşünebiliriz:

Kişinin priörü:

“Yakın insanlar gider.”

çok yüksek precision taşıyorsa,

yüz kez:

“Buradayım.”

denmiş olması yeterli olmayabilir.

Tek bir:

“Bu akşam yalnız kalmak istiyorum.”

cümlesi ise büyük ağırlık kazanabilir.

Çünkü sistem:

“İşte biliyordum.”

der.

Bu noktada şema yalnızca deneyimi yorumlamaz.

Hangi deneyimin önemli sayılacağını da etkileyebilir.

ŞEMAYI DOĞRULAYAN BİLGİ NEDEN BU KADAR GÜÇLÜ OLABİLİR?

Sosyal bellekte insanların beklentilerle tutarlı ve beklentileri ihlal eden bilgiyi nasıl işlediği oldukça karmaşıktır.

Basit bir model:

“Beklentiyi bozan bilgi daha çok dikkat çeker ve eski modeli değiştirir.”

diyebilir.

Ancak sosyal hafıza araştırmaları bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor.

Yakın tarihli bir derleme, sosyal hedeflerle ilgili mevcut beklentilerle tutarlı olayların kimi koşullarda daha iyi hatırlanabildiğini; motivasyonun ve kişinin mevcut bilgisini sürdürme veya güncelleme eğiliminin bu süreci etkilediğini vurgulamaktadır.

Terk şeması açısından bunun klinik karşılığı açıktır.

Bir ilişkide yüzlerce tutarlı temas bulunabilir.

Ancak kişi özellikle:

cevapsız mesajı,

ertelenen buluşmayı,

uzaklaşan yüz ifadesini,

bir tartışmadan sonraki sessizliği

yüksek önemde kaydedebilir.

Sonuç olarak içsel model kendisini korur.

“İnsanlara güvenilmez.”

BU BİR “YANLIŞ DÜŞÜNME” PROBLEMİ DEĞİLDİR

Burada bilişsel düzeltmenin tek başına neden yeterli olmayabileceğini görmeye başlarız.

Kişiye:

“Ama partnerin seni terk etmiyor.”

demek bazen objektif olarak doğrudur.

Fakat predictive sistem açısından yeterli olmayabilir.

Çünkü beklenti yalnızca dilsel bir fikir değildir.

Tekrarlanan ilişkisel deneyimler üzerinden şekillenmiş bir modeldir.

Bu model:

dikkati,

hafızayı,

bedensel duyumları,

duygulanımı,

motor hazırlığı

ve sosyal davranışı etkileyebilir.

Bunun sonucu olarak kişi bilişsel düzeyde:

“Biliyorum, ortada bir problem yok.”

derken,

bedeni hâlâ:

bak, kontrol et, yaklaş, emin ol

organizasyonunda bulunabilir.

Somatik çalışma tam bu ayrım nedeniyle önem kazanır.

BAĞLANMA BİR CONTINGENCY LEARNING SİSTEMİ OLARAK DÜŞÜNÜLEBİLİR

Bebek çok erken dönemden itibaren ilişkide belirli düzenlilikleri fark eder.

Ses çıkarıyorum → cevap geliyor mu?

Bakıyorum → bana bakılıyor mu?

Rahatsızlık gösteriyorum → biri yaklaşıyor mu?

Yaklaşıyorum → kabul ediliyor muyum?

Uzaklaşıyorum → geri dönebilir miyim?

Bu tür ilişki içi kontenjanların erken dönemde algılanabildiği ve anne-bebek etkileşimindeki contingency beklentilerinin daha sonraki bağlanma davranışlarıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Predictive attachment üzerine yapılan güncel tartışmalar bu tekrarların “birlikte nasıl olunur” hakkında sensorimotor ve ilişkisel modeller oluşturabileceğini ileri sürmektedir.

Bu nedenle attachment güvenliğini sadece:

“Annem beni sevdi mi?”

sorusuyla anlamak zordur.

Bir başka soru daha vardır:

“Ben bir şey yaptığımda karşımdaki dünya ne kadar öngörülebilir cevap veriyordu?”

Bu doğrudan somatiğe açılır.

Çünkü contingency yalnızca düşünce değildir.

Bedensel eylem ile çevresel cevap arasındaki ilişkidir.

SOMATİK CONTINGENCY

Bir bebek kolunu uzatır.

Karşısındaki yetişkin yaklaşır.

Bebek ses çıkarır.

Karşılık gelir.

Bakış kurar.

Bakış geri gelir.

Kendisini geri çeker.

Temas azalır.

Daha sonra yeniden yaklaşır.

Bütün bunlar küçük sensorimotor contingency döngüleridir.

Dolayısıyla terk şemasıyla yetişkin bedende çalışırken şu soruyu eklemek son derece değerlidir:

“Bir hareket yaptığımda bedenim ne olacağını bekliyor?”

Örneğin kişi kolunu birine uzattığında:

karşılık bekliyor mu?

Karşılık gelmezse hemen daha fazla uzanıyor mu?

El geri gelirken göğüste ne oluyor?

Temas kesildiğinde nefes değişiyor mu?

Birine sırtını döndüğünde onu kontrol etme ihtiyacı oluşuyor mu?

Bir adım uzaklaşınca göz hemen geri mi dönüyor?

Bunların hiçbiri tek başına terk şeması göstergesi değildir.

Ancak ilişkisel tehditle birlikte tekrar eden sensorimotor organizasyonu anlamaya yardımcı olabilir.

PREDICTIVE BODY: BEDEN BİR SONRAKİ ANI HAZIRLAR

Predictive processing yalnızca bilinçli algıyla ilgili değildir.

Organizma gelecekteki ihtiyaçlara hazırlanmak için fizyolojik sistemleri de önden düzenler.

Bu genel prensip çoğu zaman allostasis kavramıyla ilişkilendirilir.

Organizma, yalnızca mevcut dengesizliği düzeltmez; gelecekte ortaya çıkması beklenen talepleri tahmin ederek kaynakları önceden organize eder.

İlişkisel bağlamda bunu dikkatli biçimde düşündüğümüzde terk tehdidi yalnızca:

“Şu an biri uzaklaşıyor.”

deneyimi değildir.

Sistem:

“Birazdan bağlantıyı kaybedebilirim.”

öngörüsüne göre organizasyonu değiştirebilir.

Dikkat daralabilir.

Nefes değişebilir.

Kas tonusu değişebilir.

Hareket hazırlığı oluşabilir.

Yaklaşma dürtüsü artabilir.

Ancak önemli akademik sınır şudur:

Belirli bir terk şemasının mutlaka belirli bir kası kasacağı, belirli bir siniri aktive edeceği veya belirli bir postürü oluşturacağına dair doğrudan bir kanıt yoktur.

Bu nedenle:

predictive organization

diyoruz,

terk postürü

demiyoruz.

HYPERACTIVATION PREDICTIVE PROCESSING AÇISINDAN NASIL OKUNABİLİR?

Hyperactivation'ın temel mantığını şöyle formüle edebiliriz:

Bağlantının kaybolma olasılığı yüksekse, sistemi sürekli izlemek avantajlı olabilir.

Bu durumda attention ilişkisel tehdit sinyallerine doğru bias gösterebilir.

Kişi daha fazla sosyal bilgi toplar.

Daha fazla kontrol eder.

Daha fazla güvence arar.

Bu kısa vadede belirsizliği azaltabilir.

Mesaj geldiğinde:

rahatlar.

Partner:

“Bir şey yok.”

dediğinde sakinleşir.

Fakat burada öğrenme açısından bir sorun ortaya çıkabilir.

Eğer rahatlama her defasında dışarıdan güvence geldikten sonra oluşuyorsa sistem şu modeli koruyabilir:

“Ben kendi başıma belirsizliğe dayanamadım; güvenli olduğumu ancak o doğruladığında bildim.”

Böylece güvence arama davranışı negatif pekiştirme yoluyla sürdürülebilir.

Bu nedenle somatik terapinin amacı kişinin hiçbir zaman reassurance istememesi değildir.

Daha incelikli hedef:

Belirsizlik ile eylem arasındaki boşluğu genişletmektir.

Tetiklenme.

Bedeni fark etme.

Orienting.

Bekleme.

Yeni bilgi alma.

Sonra eylem seçme.

Bu ileride kullanacağımız:

IMPULSE → PAUSE → CHOICE → ACTION

modelinin bilişsel-nörobiyolojik temelini oluşturur.

DEACTIVATION PREDICTIVE PROCESSING AÇISINDAN NASIL OKUNABİLİR?

Deactivation başka bir prediction problemine çözüm üretir.

Eğer sistemin güçlü beklentisi:

“İhtiyaç duyarsam karşılık alamam.”

ise,

bağlanma ihtiyacını azaltmak rasyonel bir adaptasyon haline gelebilir.

Sistem:

yakınlık sinyallerini küçümser,

kendi duygusal ihtiyacına erişimi azaltır,

ilişkisel tehditten uzaklaşır,

dikkatini bağımsızlık veya göreve yöneltir.

Buradaki implicit prediction:

“Bağlantıya yatırım yapmazsam kaybı daha az maliyetli olur.”

olabilir.

Bu nedenle avoidant/deactivating organizasyonda somatik çalışmanın:

“Daha fazla hisset.”

“Kalbini aç.”

“İnsanlara güven.”

şeklinde hızlı ilerlemesi sorunlu olabilir.

Sistem önce şunu deneyimlemelidir:

“Bağlantı kurarken choice kaybolmuyor.”

PREDICTION ERROR HER ZAMAN ŞEMAYI DEĞİŞTİRMEZ

Terapi açısından en önemli sorulardan biri şudur:

Eğer kişi artık güvenilir bir ilişki yaşıyorsa eski terk modeli neden hemen değişmiyor?

Çünkü prediction error'ın varlığı modelin otomatik olarak güncelleneceği anlamına gelmez.

Yeni bilgi:

güvenilir mi?

Tekrar ediyor mu?

Bağlama özgü mü?

İstisna mı?

Eski model ne kadar güçlü?

Yeni deneyimin emosyonel önemi ne?

Kişi yeni veriye gerçekten dikkat ediyor mu?

Bütün bunlar öğrenmeyi etkiler.

Attachment üzerine predictive-processing modeli de güvenli ve güvensiz modeller arasındaki farklılığın sadece priorların içeriğinde değil, prior ve yeni kanıta atanan certainty/precision düzeyinde de bulunabileceğini öne sürmektedir.

Dolayısıyla bir kişinin yıllardır taşıdığı:

“İnsanlar gider.”

modelini değiştirmek için bir kez:

“Ben gitmiyorum.”

denmesi yeterli olmayabilir.

Sistem tekrar tekrar başka sonuç görmelidir.

DÜZELTİCİ İLİŞKİSEL DENEYİMİN PREDICTIVE ANLAMI

Terapi ilişkisinin ve sağlıklı yetişkin ilişkilerinin önemi burada daha anlaşılır hale gelir.

Kişi bir ihtiyacını söyler.

Karşı taraf gitmez.

Sınır koyar.

Bağlantı devam eder.

Bir tartışma yaşanır.

Daha sonra repair gerçekleşir.

Bir süre yalnız kalır.

Kişi geri gelir.

Mesafe oluşur.

Bağ kopmaz.

Bu deneyimlerin her biri eski modele karşı küçük bir prediction error üretir.

Ama güncellemenin oluşması için bunların yalnızca yaşanması değil, algılanması ve entegre edilmesi gerekir.

Somatik çalışma bu entegrasyona yardım edebilir.

Örneğin bir sınır koyduktan sonra kişi hemen bir sonraki konuya geçmek yerine:

“Şu anda ne oldu?”

diye bedenini fark eder.

Karşı taraf hâlâ burada.

Ayaklar zeminde.

Nefes devam ediyor.

Gözler çevreyi görebiliyor.

Bağlantı kesilmedi.

Bu küçük anın duyusal kaydı önemlidir.

Çünkü eski prediction:

“Hayır dersem terk edilirim.”

iken,

yeni experience:

“Hayır dedim ve bağlantı devam etti.”

olur.

FELDENKRAIS AÇISINDAN PREDICTION ERROR

Feldenkrais yaklaşımı ileride ayrı bir makalede detaylandırılacaktır; ancak predictive processing açısından önemli bir bağlantıyı şimdiden kurabiliriz.

Sensorimotor sistem de tahmin eder.

Beden bir hareketi yapmadan önce:

ne kadar kuvvet gerekeceği,

hangi eklemlerin hareket edeceği,

dengeyi nasıl koruyacağı,

hareketin sonucunun ne olacağı

hakkında tahminler oluşturur.

Feldenkrais tipi yavaş, küçük ve değişken hareketler bu alışılmış tahminleri görünür hale getirebilir.

Örneğin:

kol uzuyor.

Baş onu takip etmek zorunda mı?

Gözler başka yerde kalabilir mi?

Kaburgalar hareket edebilir mi?

Pelvis ters yöne gidebilir mi?

Kol geri gelebilir mi?

Buradaki amaç “doğru hareketi öğretmek” değildir.

Sistemin:

“Bunu ancak böyle yapabilirim.”

tahminine yeni seçenekler sunmaktır.

Terk şeması açısından da aynı prensip son derece değerlidir:

“Bağlantı tehdidi geldiğinde yalnızca bu davranışı yapmak zorunda değilim.”

PREDICTIVE PROCESSING VE SOMATIC EXPERIENCING NEREDE BULUŞABİLİR?

Somatic Experiencing predictive processing teorisinden geliştirilmiş bir yöntem değildir.

Dolayısıyla iki sistemi tarihsel veya bilimsel olarak aynı teoriymiş gibi sunmak doğru olmaz.

Ancak klinik düzeyde bazı ilginç paralellikler vardır.

Titration:

beklenen felaketi tam yoğunlukta yaşamadan küçük miktarda activation ile karşılaşmayı sağlar.

Pendulation:

dikkatin tek bir tehdit modeline kilitlenmesini azaltabilir.

Orienting:

sisteme mevcut çevreden yeni sensory evidence sağlar.

Resourcing:

yalnızca tehdit sinyallerine değil destek ve stabilite sinyallerine de attention verilmesini sağlar.

Bunları predictive-processing terminolojisiyle açıklamak mümkündür; ancak:

“SE prediction error'ı düzeltir.”

gibi doğrudan deneysel olarak kanıtlanmamış bir iddia kurmamak gerekir.

Daha doğru ifade:

SE'nin bazı klinik uygulamaları, mevcut tehdit beklentilerinin yanında yeni bedensel ve çevresel bilginin fark edilmesini kolaylaştırabilecek yöntemler olarak düşünülebilir.

TERK ŞEMASINDA SOMATİK ÇALIŞMANIN YENİ HEDEFİ: DAHA DOĞRU TAHMİN DEĞİL, DAHA ESNEK TAHMİN

Burada önemli bir ayrım yapmalıyız.

Amaç kişinin:

“Kimse beni asla terk etmeyecek.”

şeklinde yeni bir prior oluşturması değildir.

Bu da gerçekçi değildir.

İnsanlar gerçekten gidebilir.

İlişkiler bitebilir.

İnsanlar ölebilir.

Partnerler güvenilmez olabilir.

Sağlıklı sistem geleceği garanti etmez.

Sağlıklı sistem:

yeni bilgi geldikçe modelini güncelleyebilir.

Dolayısıyla hedef:

“Beni terk etmeyecekler.”

değil,

“Ne olduğunu mevcut veriden anlayabilirim; belirsizliği taşıyabilirim ve yeni bilgi geldiğinde beklentimi değiştirebilirim.”

olmalıdır.

Bu çok daha güçlü bir regülasyon tanımıdır.

BEDENSEL ESNEKLİK VE RELATIONAL PREDICTION

Predictive processing perspektifinden terk somatiğini şu şekilde yeniden formüle edebiliriz:

Eski model:

DISTANCE → DANGER

Yeni repertuar:

DISTANCE → ORIENT → ASSESS → CHOOSE

Eski model:

NO RESPONSE → PURSUE

Yeni repertuar:

NO RESPONSE → FEEL → WAIT → GATHER INFORMATION → CHOOSE

Eski model:

BOUNDARY → ABANDONMENT

Yeni repertuar:

BOUNDARY → DIFFERENTIATION → CONNECTION MAY CONTINUE

Eski model:

SEPARATION → LOSS

Yeni repertuar:

SEPARATION → SELF-SUPPORT → POSSIBLE RETURN

Bu yeni modeller olumlama değildir.

Motor, duyusal ve ilişkisel deneyimlerle tekrar tekrar test edilmesi gereken alternatif tahminlerdir.

SOMATİK UYGULAMA İÇİN PREDICTIVE PROCESSING HARİTASI

Terk şeması tetiklendiğinde practitioner şu sıralamayı düşünebilir:

PRIOR

Kişi şu anda ne olacağını bekliyor?

CUE

Hangi ilişkisel sinyal sistemi aktive etti?

INTEROCEPTION

Bu tahmin bedende hangi duyumlarla birlikte ortaya çıktı?

ACTION TENDENCY

Beden ne yapmaya hazırlanıyor?

Yaklaşmak?

Kontrol etmek?

Donmak?

Uzaklaşmak?

ORIENTING

Mevcut çevrede gerçekten hangi bilgi var?

PREDICTION ERROR

Eski beklentiyle uyuşmayan bir bilgi bulunuyor mu?

PAUSE

Eski motor cevabın hemen uygulanması gerekiyor mu?

ALTERNATIVE ACTION

Başka ne yapılabilir?

OUTCOME

Yeni eylemden sonra ne oldu?

UPDATE

Sistem yeni sonucu fark edebildi mi?

Bu yapı daha sonra geliştireceğimiz somatik değerlendirme modelinin temelini oluşturacaktır.

“BAĞLANTININ DEVAM EDECEĞİNE GÜVENEBİLİR MİYİM?”

İlk makalede terk şemasının temel sorusunu şöyle tanımladık:

“İhtiyaç duyduğum bağlantının devam edeceğine güvenebilir miyim?”

Bağlanma sistemini eklediğimizde:

“Bağlantının durumu değiştiğinde bedenim ne yapmak zorunda olduğunu düşünüyor?”

sorusuna ulaştık.

Predictive processing üçüncü soruyu ekler:

“Geçmişte öğrendiğim şey, şu anda gördüğüm şeyi ne kadar belirliyor?”

Bu üç soru birlikte terk şemasını yalnızca geçmiş travmanın hikâyesi olmaktan çıkarır.

Onu:

öğrenilmiş, tahmine dayalı, ilişkisel ve değişebilir bir organizasyon

olarak anlamamızı sağlar.

Kişi yalnızca geçmişini hatırlamaz.

Geçmişi kullanarak geleceği tahmin eder.

Ve beden çoğu zaman bu tahminin sonucuna gelecek henüz gerçekleşmeden hazırlanır.

Somatik terapinin en önemli fırsatlarından biri tam burada ortaya çıkar:

Organizmaya geçmişi inkâr ettirmeden, şimdiki anda daha fazla veri toplama, daha fazla seçenek üretme ve eski tahminleri gerektiğinde güncelleme kapasitesi kazandırmak.

Bu noktadan sonra artık terk şemasının psikolojik modelinden nörobiyolojik altyapısına geçebiliriz.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
8 DEACTIVATION: İHTİYACI BASTIRAN BEDEN

Attachment Avoidance, Yakınlıktan Uzaklaşma, Duygusal Suppression, Motor İnhibisyon ve “Kimseye İhtiyacım Yok” Organizasyonu Terk şeması her zaman birine doğru koşan, ilişkiyi sürekli kontrol eden vey

 
 
 

Yorumlar


bottom of page