top of page

2 TERK ŞEMASI VE BAĞLANMA SİSTEMİ

9 Ağu
8 dakikada okunur

Proximity Seeking, Secure Base, Separation Protest ve Hyperactivating–Deactivating Stratejiler

Terk şemasını yalnızca “terk edilmekten korkmak” üzerinden anlamaya çalışmak, meselenin en önemli biyolojik katmanlarından birini gözden kaçırır: insan organizması bağlantı kurmak üzere gelişmiştir ve belirli ilişkilerin kaybı sinir sistemi açısından nötr bir olay değildir.

Bağlanma teorisinin temel katkısı tam olarak burada başlar.

John Bowlby, bağlanmayı yalnızca çocuğun anne veya bakım verene yönelik duygusal sevgisi olarak değil, hayatta kalmaya katkıda bulunan biyolojik temelli bir davranış sistemi olarak ele aldı. Teoriye göre tehdit, korku, hastalık, yorgunluk veya ayrılık gibi koşullarda bağlanma sistemi aktive olur ve organizmayı güvenilir bir bağlanma figürüne yakınlık aramaya yöneltir. Bu sistem çocuklukla sınırlı değildir; bağlanma ilişkilerinin işlevleri yaşam boyunca farklı kişiler ve farklı biçimler üzerinden devam edebilir.

Bu perspektiften bakıldığında terk şeması yalnızca bilişsel bir beklenti değildir.

Bağlantının tehlikeye girdiğinin algılanması;

dikkati, duygulanımı, bedensel aktivasyonu ve yaklaşma–uzaklaşma davranışlarını birlikte organize edebilir.

Dolayısıyla terk şemasını somatik olarak çalışabilmek için önce bağlanma sisteminin ne yapmaya çalıştığını anlamamız gerekir.

Bağlanma sisteminin temel amacı: yakınlık değil, güvenli yakınlık

Bağlanma teorisinde sıklıkla kullanılan “proximity seeking” kavramı, bağlanma figürüne yakınlığı kurma veya sürdürme davranışını ifade eder.

Ancak bağlanmanın amacı sürekli fiziksel yakınlık değildir.

Bu ayrım önemlidir.

Güvenli bağlanmış çocuk bakım verenin sürekli üzerine yapışmış durumda değildir. Tam tersine, güvenilir bir bağlanma figürünün varlığı çocuğun ondan uzaklaşabilmesini ve çevreyi keşfedebilmesini kolaylaştırır.

Bağlanma literatüründe bir bağlanma ilişkisinin temel işlevleri genellikle şu dört yapı üzerinden açıklanır:

proximity seeking — bağlanma figürüne yakınlık arama,

separation protest/distress — bağlanma figürünün yokluğunda ortaya çıkan rahatsızlık,

safe haven — tehdit veya stres sırasında bağlanma figüründen rahatlama ve destek arama,

secure base — bağlanma figürünün erişilebilirliğine güvenerek çevreyi keşfedebilme.

Bu dört işlev yalnızca çocukluk ilişkilerinde değil, yetişkin bağlanma ilişkilerinde de gözlenmektedir. Romantik partnerler, yakın arkadaşlar ve bazı başka önemli kişiler zaman içinde bağlanma işlevlerinin bir kısmını veya tamamını üstlenebilir.

Bu bize terk şeması açısından son derece önemli bir şey söyler:

Güvenli bağlanmanın karşıtı ayrılık değildir.

Güvenli bağlanmanın önemli özelliklerinden biri, ayrılabilme kapasitesidir.

Çünkü kişi bağlantının tamamen ortadan kalkmadığına güvenebildiğinde çevreye dönebilir.

Merak edebilir.

Oynayabilir.

Çalışabilir.

Üretebilir.

Başka insanlarla ilişki kurabilir.

Kendi bedeni ve ihtiyaçlarıyla ilgilenebilir.

Başka bir ifadeyle:

Secure base, proximity kadar exploration kapasitesini de destekler.

Bu nedenle terk şemasını yalnızca “yakınlık problemi” olarak değil, aynı zamanda yakınlıktan uzaklaşabilme ve tekrar dönebilme problemi olarak ele almak gerekir.

Secure base: “Gidebilirim çünkü geri dönebileceğimi biliyorum”

Secure base kavramı somatik çalışma açısından özellikle değerlidir.

Güvenli bir bağlanma figürü yalnızca kişinin sıkıntı sırasında sığındığı bir yer değildir. Aynı zamanda kişinin ondan uzaklaşarak dünyayı araştırabilmesini sağlayan ilişkisel bir zemindir.

Yetişkin bağlanmasında da benzer bir prensip vardır: güvenli ilişkiler yakınlık ile özerkliği birbirinin karşıtı haline getirmek zorunda değildir. Güvenli bir temel, kişinin hem yakınlık yaşayabilmesini hem de bağımsız biçimde işlev görebilmesini destekleyebilir.

Terk şemasında ise bu döngünün bir kısmı bozulabilir.

Kişi:

“Uzaklaşırsam bağlantıyı kaybederim.”

veya

“O uzaklaşırsa geri dönmeyecek.”

beklentisine sahip olabilir.

Bu durumda ayrılık yalnızca fiziksel mesafe değildir.

Ayrılık, ilişkinin devamlılığına ilişkin bir tehdit sinyaline dönüşebilir.

Somatik açıdan ileride çok kullanacağımız temel döngü tam burada ortaya çıkar:

CONNECTION → EXPLORATION → SEPARATION → RETURN

Sağlıklı bağlanma bu döngünün herhangi bir noktasında sonsuza kadar kalmak değildir.

Bu durumlar arasında hareket edebilme kapasitesidir.

Safe haven: tehdit sırasında bağlantıya dönebilmek

Secure base keşfi mümkün kılarken, safe haven ters yöndeki hareketi anlatır.

Dışarıda bir tehdit olduğunda organizma tekrar güvenilir bağlantıya yönelir.

Çocuk korktuğunda bakım verene yaklaşabilir.

Yetişkin ise zorlayıcı bir olayın ardından partnerini arayabilir, bir arkadaşına mesaj gönderebilir veya güvendiği birinden fiziksel ya da duygusal destek isteyebilir.

Bu davranışın kendisi patolojik değildir.

Tam tersine, gerektiğinde sosyal destek arayabilmek güvenli bağlanmanın bir parçasıdır. Güvenli yetişkinlerin tehdit sırasında hem kendi iç kaynaklarından yararlanabildiği hem de gerektiğinde diğerlerinden destek isteyebildiği belirtilmektedir.

Bu nedenle somatik çalışmada önemli bir hataya düşmemek gerekir:

Regülasyon = kimseye ihtiyaç duymamak değildir.

İnsanın her duygusal durumda kendisini tamamen tek başına regüle etmesi gerektiği düşüncesi bağlanma biyolojisiyle uyumlu değildir.

İnsan regülasyonu hem:

self-regulation

hem de

co-regulation

kapasitesini içerir.

Dolayısıyla terk şemasıyla çalışmanın amacı:

“Artık kimseye ihtiyacım yok.”

noktasına ulaşmak değildir.

Ama aynı şekilde:

“Ancak biri benimle kalırsa regüle olabilirim.”

noktasında kalmak da değildir.

Daha olgun kapasite şudur:

Bağlantı isteyebilirim, destek arayabilirim ve aynı zamanda bağlantının geçici yokluğunda kendi organizasyonumu sürdürebilirim.

Separation protest: ayrılık neden bedensel bir olaydır?

Bağlanma ilişkisini sıradan sosyal ilişkiden ayıran özelliklerden biri, bağlanma figürünün yokluğunun özel bir önem taşımasıdır.

Ayrılık sırasında çocuklarda:

ağlama,

seslenme,

arama,

hareketlenme,

bakım verenin peşinden gitme

gibi proximity-restoring davranışları ortaya çıkabilir.

Bağlanma literatüründe bu yapı separation protest veya separation distress olarak ele alınır. Yetişkin bağlanma ilişkilerinde biçim değişse de önemli bağlanma figüründen ayrılma sıkıntısı bağlanma bağının temel göstergelerinden biri olmaya devam eder.

Burada kritik nokta şudur:

Protest patoloji değildir.

Bağlantının kaybına tepki vermek bağlanma sisteminin beklenen işlevlerinden biridir.

Sorun daha çok sistemin:

ne kadar kolay aktive olduğu,

ne kadar yoğun aktive olduğu,

ne kadar süre aktive kaldığı

ve

bağlantı yeniden kurulduğunda aktivasyonun ne kadar esnek biçimde azalabildiğidir.

Terk şeması açısından önemli soru bu nedenle:

“Kişi ayrılığa tepki veriyor mu?”

değil,

“Organizma ayrılık ihtimalini nasıl algılıyor ve bağlantıyı yeniden kurmak için hangi stratejiyi kullanıyor?”

olmalıdır.

Internal Working Models: beden yalnızca bugünkü kişiye cevap vermeyebilir

Bowlby'nin en önemli kavramlarından biri internal working models — içsel çalışma modelleridir.

Çocuk bakım verenle tekrar tekrar yaşadığı etkileşimlerden bazı temel ilişkisel beklentiler geliştirir.

Kabaca:

Diğer kişi erişilebilir mi?

İhtiyaç duyduğumda cevap verir mi?

Yaklaşırsam kabul edilir miyim?

Ben bakım görmeye değer miyim?

Bu modeller daha sonraki ilişkilerde beklentileri, dikkati ve davranış stratejilerini etkileyebilir. Bağlanma teorisinde içsel çalışma modellerinin, kişinin bakım verenin erişilebilirliğini öngörmesine ve buna göre yakınlık stratejileri geliştirmesine yardımcı olduğu düşünülür.

Bu nokta terk şemasıyla doğrudan kesişir.

Çünkü terk şeması da özünde:

“Bağlantının devamlılığı konusunda ne bekliyorum?”

sorusuyla ilgilidir.

Fakat burada deterministik bir model kurmamak gerekir.

Çocukluk deneyimleri yetişkin ilişkilerini etkileyebilir, fakat kişinin yetişkin bağlanma biçimini değişmez şekilde belirlemez. Bağlanma örüntülerinin mevcut ilişkiler, yeni deneyimler ve bağlam doğrultusunda değişebileceğini gösteren geniş bir literatür vardır.

Bu aynı zamanda terapötik çalışmanın neden mümkün olduğunu açıklar.

Öğrenilmiş ilişkisel beklentiler değişmez anatomik özellikler değildir.

Yeni deneyimlerle güncellenebilirler.

BAĞLANMA TEHDİDİ KARŞISINDA İKİ BÜYÜK İKİNCİL STRATEJİ

Buradan terk şemasının somatik organizasyonu açısından çok önemli bir ayrım ortaya çıkar.

Bağlanma sistemi tehdit edildiğinde herkes aynı şeyi yapmaz.

Çağdaş yetişkin bağlanma modellerinde güvensizlik çoğunlukla iki boyut üzerinden incelenir:

attachment anxiety

ve

attachment avoidance.

Bu iki boyutla ilişkili iki önemli düzenleme stratejisi vardır:

HYPERACTIVATION

ve

DEACTIVATION.

Literatürde bunlar “secondary attachment strategies” olarak tanımlanır. Yakın tarihli teorik çalışmalar da Mary Main'in yaklaşımındaki temel ayrımı, bağlanma sisteminin doğal çıktısını maksimize eden veya minimize eden koşullu stratejiler şeklinde açıklamaktadır.

Bu ayrım terk şemasına somatik yaklaşımımızın temelini oluşturacaktır.

HYPERACTIVATION — BAĞLANTIYI KAYBETMEMEK İÇİN SİSTEMİ BÜYÜTMEK

Attachment anxiety yüksek olduğunda kişi bağlanma figürünün erişilebilirliğinden yeterince emin olmayabilir.

Bağlanma tehdidi ortaya çıktığında sistem proximity seeking'i artırabilir.

Kişi:

karşı tarafı daha fazla izleyebilir,

ilişkinin durumuna ilişkin işaretleri arayabilir,

daha fazla güvence isteyebilir,

mesafeyi azaltmaya çalışabilir,

ayrılık ihtimalini zihinsel olarak tekrar tekrar işleyebilir,

reddedilme veya uzaklaşma sinyallerine karşı daha hassas hale gelebilir.

Literatürde hyperactivating stratejiler, yakınlık, destek ve sevgi elde etmek için yoğun çaba ile birlikte bu kaynakların gerçekten sağlanacağına ilişkin düşük güven olarak tanımlanmıştır. Bu stratejiler tehdit sinyallerine karşı hipervijilans ve çatışma sırasında daha yoğun olumsuz duygulanımla ilişkilendirilmektedir.

Terk şemasıyla birleştiğinde sistemin temel mantığı şöyle olabilir:

“Bağlantıyı sürekli kontrol edersem kaybetmeden önce fark edebilirim.”

veya:

“Daha fazla yaklaşırsam gitmesini engelleyebilirim.”

Bu bilinçli bir karar olmak zorunda değildir.

Kişi kendisini:

telefonu tekrar kontrol ederken,

partnerinin yüzünü incelerken,

ses tonundaki küçük değişiklikleri fark ederken,

“bir şey mi oldu?” diye sorarken,

ilişkideki belirsizliği hızla çözmeye çalışırken

bulabilir.

Burada bedensel çalışma açısından çok önemli bir nokta vardır:

Dikkat zaten bedensel organizasyonun bir parçasıdır.

Gözlerin nereye baktığı,

başın nereye yöneldiği,

bedenin hangi kişiye doğru döndüğü,

kişilerarası mesafenin nasıl ayarlandığı

attachment davranışından tamamen ayrı düşünülemez.

Fakat bundan:

“Baş öne gidiyorsa terk şeması vardır.”

gibi bir sonuç çıkarılamaz.

Somatik değerlendirmede tek bir postür değil, uyaranla birlikte meydana gelen değişiklik önemlidir.

DEACTIVATION — BAĞLANTI İHTİYACINI KÜÇÜLTMEK

İkinci strateji çok daha kolay yanlış anlaşılır.

Kişi bağlanma tehdidi karşısında yakınlığı artırmak yerine bağlanma sisteminin görünür çıktısını azaltabilir.

Avoidant attachment ile ilişkili deactivating stratejiler;

yakınlık aramayı azaltma,

bağlanma ihtiyacını bastırma,

bağımlılık ve karşılıklı bağımlılıktan kaçınma,

rahatsızlık yaratan attachment-related düşünce ve duygulardan uzaklaşma

gibi süreçlerle karakterize edilmektedir.

Dışarıdan bu kişi:

“çok bağımsız”,

“çok sakin”,

“kimseye ihtiyacı yok”

gibi görünebilir.

Fakat davranışsal sessizlik ile fizyolojik sessizlik aynı şey değildir.

Bu konuda klasik bir çalışma özellikle önemlidir. Dozier ve Kobak'ın Adult Attachment Interview sırasında yaptığı psikofizyolojik çalışma, bağlanma konularını konuşurken deactivating stratejiler kullanan kişilerin dışarıdan sergiledikleri strateji ile fizyolojik süreçlerin her zaman aynı şeyi göstermeyebileceğine dair erken kanıt sağlamıştır.

Daha yakın tarihli çalışmalar da attachment representations ile otonom fizyolojik yanıtlar arasında farklı ilişkiler bulunduğunu göstermektedir; ancak bu alan hâlâ tek bir basit fizyolojik profile indirgenebilecek durumda değildir.

Bu nedenle somatik değerlendirmede:

“Sakin görünüyor, demek ki regüle.”

sonucuna varamayız.

Aynı şekilde:

“Duygu hissetmiyor, demek ki terk korkusu yok.”

da diyemeyiz.

Deactivation bazen sistemin:

“İhtiyaç duymazsam kaybetmem.”

çözümü olabilir.

YAKLAŞMA VE UZAKLAŞMA AYNI ORGANİZMADA BULUNABİLİR

Klinik gerçeklik iki kutuplu bir sınıflandırmadan daha karmaşıktır.

Bir kişi her zaman hyperactivating veya her zaman deactivating olmak zorunda değildir.

Bağlama, ilişkiye ve tehdidin niteliğine göre stratejiler değişebilir.

Örneğin:

yaklaşır → karşılık alamaz → daha fazla yaklaşır → incinir → teması keser → karşı taraf uzaklaşınca yeniden yaklaşır.

Bu döngü dışarıdan “kararsızlık” gibi görünebilir.

Somatik düzeyde ise sistem sürekli olarak:

APPROACH ↔ WITHDRAWAL

arasında yeniden organize oluyor olabilir.

Terk şemasında özellikle önemli olan budur.

Çünkü somatik tedavinin amacı kişiyi sadece:

yaklaşmaktan vazgeçirmek

veya

daha fazla bağlantı kurdurmak

olamaz.

Önce sistemin hangi koşullarda hangi stratejiye geçtiğini görmemiz gerekir.

SECURE ATTACHMENT — SÜREKLİ SAKİNLİK DEĞİL, ESNEKLİK

Güvenli bağlanmayı “hiç kaygılanmamak” şeklinde düşünmek de yanlıştır.

Güvenli kişi de:

özler,

korkar,

ayrılığa üzülür,

destek ister,

partnerine yaklaşır.

Fark, bağlanma sisteminin hiç aktive olmaması değildir.

Daha önemli farklardan biri, kişinin tehdide yanıt verirken daha geniş bir düzenleme repertuarına sahip olmasıdır.

Gerektiğinde:

yaklaşabilir.

Gerektiğinde:

yardım isteyebilir.

Gerektiğinde:

kendi kaynaklarını kullanabilir.

Tehdit geçtiğinde:

yeniden exploration'a dönebilir.

Attachment security üzerine araştırmalar, güvenilir ve destekleyici bağlanma figürlerinin varlığının yalnızca yakınlık sağlamadığını; duygu düzenleme, psikolojik işlevsellik ve keşif kapasitesi üzerinde de etkili olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle güvenli bağlanmanın somatik karşılığını tek bir postür olarak aramak anlamsızdır.

Güvenli organizasyonun daha iyi göstergesi:

hareket seçeneklerinin bulunmasıdır.

Yaklaşabiliyorum.

Durabiliyorum.

Uzaklaşabiliyorum.

Tekrar yaklaşabiliyorum.

Bakabiliyorum.

Bakışımı çevirebiliyorum.

Yardım isteyebiliyorum.

Yalnız kalabiliyorum.

Temas kurabiliyorum.

Teması sonlandırabiliyorum.

Ve bunların hiçbirinin ilişkiyi otomatik olarak yok edeceğini varsaymak zorunda değilim.

TERK ŞEMASI AÇISINDAN SOMATİK SONUÇ

Bağlanma teorisi somatik çalışmaya çok önemli bir düzeltme getirir.

Terk şemasıyla çalışırken yalnızca:

“Sinir sistemini sakinleştirelim.”

demek yetersizdir.

Çünkü bağlanma sisteminin amacı sakin olmak değildir.

Bağlanma sistemi gerektiğinde organizmayı harekete geçirmek için vardır.

Bir çocuk bakım verenini kaybettiğinde tamamen gevşemesi biyolojik olarak işlevsel olmayacaktır.

Araması gerekir.

Seslenmesi gerekir.

Yakınlığı yeniden kurmaya çalışması gerekir.

Dolayısıyla terapötik hedef attachment activation'ı ortadan kaldırmak değildir.

Hedef:

ATTACHMENT FLEXIBILITY

olarak düşünülebilir.

Kişi bağlantıya ihtiyaç duyduğunda bunu fark edebilir.

Yaklaşabilir.

Destek isteyebilir.

Karşılık alamadığında bütün organizasyonu dağılmadan bunu değerlendirebilir.

Gerekirse sınır koyabilir.

Gerekirse uzaklaşabilir.

Ve yeni bağlantı kurabilir.

SOMATİK ÇALIŞMA İÇİN İLK MOTOR HARİTA

Bu bağlanma modeli ileride geliştireceğimiz somatik protokolün ilk gerçek motor haritasını verir:

ORIENT

Bağlanma figürü nerede?

Çevrede başka neler var?

REACH

Bağlantıya doğru hareket edebilir miyim?

CONTACT

Temas oluştuğunda onu algılayabilir miyim?

RECEIVE

Destek geldiğinde gerçekten alabiliyor muyum?

PUSH

Temasın içinde sınır yaratabiliyor muyum?

SEPARATE

Bağlantıyı tamamen yok etmeden uzaklaşabiliyor muyum?

EXPLORE

Dikkatimi ilişkiden dünyaya çevirebiliyor muyum?

RETURN

Tekrar bağlantıya dönebiliyor muyum?

Bu dizinin herhangi bir bölümü diğerlerinden daha “sağlıklı” değildir.

Sağlık, dizinin içinde hareket edebilme kapasitesidir.

Bu nedenle terk şeması için ileride oluşturacağımız somatik modelin temel ilkelerinden biri şudur:

Somatik regülasyon yalnızca aktivasyonun azaltılması değil, yaklaşma, temas, sınır, ayrılık, keşif ve yeniden bağlantı arasında geçiş kapasitesinin artırılmasıdır.

TERK ŞEMASI İÇİN YENİ BİR ANA SORU

İlk makalede terk şemasının temel beklentisini şöyle tanımlamıştık:

“İhtiyaç duyduğum bağlantının devam edeceğine güvenebilir miyim?”

Bağlanma teorisini eklediğimizde bunun yanına ikinci bir soru gelir:

“Bağlantının durumu değiştiğinde bedenim ne yapmak zorunda olduğunu düşünüyor?”

Daha fazla mı yaklaşmalı?

Karşı tarafı mı izlemeli?

Protesto mu etmeli?

Kendisini mi küçültmeli?

İhtiyacını mı bastırmalı?

Teması mı kesmeli?

Donmalı mı?

Yoksa bağlantı ile ayrılık arasında hareket edebileceğine dair yeterli esnekliğe sahip mi?

Terk şemasının somatik organizasyonunu anlamaya başlayacağımız yer tam olarak burasıdır.

Çünkü artık yalnızca:

“Ne hissediyorsun?”

diye sormayacağız.

Aynı zamanda:

“Bu hissin ortaya çıktığı anda gözlerin, başın, nefesin, ellerin ve bedenin ne yapmaya hazırlanıyor?”

diye soracağız.

Ancak bunu doğru yorumlayabilmek için bir sonraki katmana geçmemiz gerekir.

Bağlanma sistemi bugünkü ilişkide yalnızca mevcut bilgiyi mi değerlendirir?

Yoksa geçmiş deneyimlerden oluşturduğu modeller aracılığıyla bir sonraki anda ne olacağını tahmin etmeye mi çalışır?



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
8 DEACTIVATION: İHTİYACI BASTIRAN BEDEN

Attachment Avoidance, Yakınlıktan Uzaklaşma, Duygusal Suppression, Motor İnhibisyon ve “Kimseye İhtiyacım Yok” Organizasyonu Terk şeması her zaman birine doğru koşan, ilişkiyi sürekli kontrol eden vey

 
 
 

Yorumlar


bottom of page